29 Mart 2014 Cumartesi

BAKLAVA BÖREK PASTA

Uzun bir aradan sonra çatı katına çıkıyordum hem de temizlik için. Annem daha çatı katı demeden temizlik lafını duyunca bile isyan etmiştim ama isyanım büyük kraliçe tarafından bastırılınca kendimi bu çatı katında buldum.  Temizlik için yaptığım büyük isyanın ev terliği ile bastırılması da ayrı bir meseleydi tabi. Bence kraliçe olabilmenin ilk kuralı ev terliği savaşında uzmanlık yapmaktı. İlerde bir gün anne olmadan önce annemden alacağım derslerle bu konuda başarılı olacağıma eminim.

Her zaman burayı annem temizlerdi ama bu yıl benim de burayı temizleyecek kadar büyüdüğümü düşündüğü için görevi bana yıktı. Her ne kadar annem arada bir temizlese de etraf çok tozluydu. Her hareketimle havada büyük bir toz bulutu oluşuyordu. Etrafta eskiden ailemizin bir parçası olan ama şimdi kullanmadığımız için dışlanan eşyalar vardı.

Eşyalara baktıkça aklıma eski günler geliyordu. Küçükken burayı  Gong Yoo ile oyun odası olarak kullanırdık. Okuldan sonra saatlerce buraya kapanır ve birbirinden ilginç oyunlar oynardık.  Bana kalsa geceleri de burada uyumak isterdim ama bu teklifimi Gong Yoo hiç kabul etmezdi. Elimde çiçeklerle “ Gong Yoo bu gece birlikte uyuyalım hadi” diyerek Gong Yoo nun kolundan çekiştirdiğim günler aklıma gelince küçük bir kahkaha patlattım.

O zamanlar kötü bir niyetim yoktu sadece Gong Yoo dan hiç ayrılmak istemiyordum. Gong Yoo benden 3 yaş daha büyük olduğu için birlikte uyumanın yanlış bir şey olduğunu anlıyor ve kafamı okşayarak “ Bu sözü bir daha söylemeyeceğine söz vermiştiniz küçük hanım. Hadi ben gittim” derdi ve o muhteşem gülümsemesiyle giderdi. Ben de arkasından üzgün üzgün bakar ardından toplanarak elimi yumruk yapıp “ Bir gün ama bir gün bu teklifime hayır diyemeyeceksin Gong Yoo hahahahaha” derdim.

O günleri hatırladıkça bir anı gidiyor diğer anı geliyordu aklıma. Kalbimdeki buruk acıyla ve yüzümdeki gülümsemeyle o anları düşünüyordum. Gong Yoo bana hem abi hem de arkadaş olmuştu. Ne zaman zor bir olay yaşasam ağlayarak Gong Yoo nun yanına koşardım. O da parmak ucuyla kafama vurarak sakinleştirirdi beni. Güneş gibi gülümsemesiyle de kalbimde büyük bir delik açardı. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi elini şıklatır  “ Hadi oyun zamanı” der ve yine o ilginç oyunları oynamaya başlardık.

En sevdiğim oyun Meleğin Görevleri ismini verdiğimiz oyundu. Gong Yoo kağıtlara farklı görevler yazar ve bunları bir kutunun içine atardı. Sonra ben birini seçer ve yapmaya başlardım. Görevlerin içeriğine göre verdiği süre değişirdi. Bazen kutunun içindekileri bir günde yap derdi bazen de bir ayda. Yaptığım her görevle başarmanın verdiği mutlulukla kendimden geçerdim. Ortada ödül veya ceza yoktu benim için tek ödül Gong Yoo ile olmaktı zaten.

Şimdi o günleri hatırladıkça hep benim dertlerim için çabaladığımız, hep benim mutluluğum için çalıştığımızı fark ettim. Gong Yoo bana hiç sıkıntılarından bahsetmezdi. Arada bir onu üzgün görürdüm ama bir şey anlatmazdı. O günlerde onu nasıl mutlu edeceğim diye düşünür düşünür ama yine de bir şey bulamazdım. O da benim çabaladığımı anlar gülümseyerek “ Gel bakalım küçük hanım” diyerek beni yanına çağırırdı. Sonra öylece yan yana otururduk konuşmadan. İçimden onun üzüntüsüyle savaşlar yapardım. Ay savaşçısı gibi kötülükle savaştığımı düşünür ve en sonunda savaşı kazanır prensi kurtarırdım.   
Geçmişin içinden turuma annemim “ Min Ah hiç ses duymuyorum yoksa çalışıyor musun?” demesiyle bugünlük ara verdim. “ Ahaha çalışmaz mıyım anneciğim. Sen ne dedin de ben yapmadım ki” dedim ve silkelenerek çalışmaya başladım.

Eskiciye verilecek eşyaları bir kutuya dolduruyordum. Belki kullanılır diye atmadığımız ama bir daha kullanmayacağımız eşyaları da atıp atmamak konusunda iç savaş yapıyordum. Kullanmayacağımızı biliyordum ama atmak istemiyordum bu eski eşyaları. Ya bir gün lazım olursa diye kendimi kandırmaya çalışıyordum. Hayatta da hep böyleydim ben telefonumdaki şarkıları bile silemiyordum ya bir gün dinlemek istersem diye. İçimde yılların çöplüğü ile yaşayan biriydim yani.

İç savaşlarım devam ederken elime bir kutu geçti. Kutuya uzaydan düşmüşçesine bakarken kalbim beynime bir tekme attı. “ Sözde senin zeki olman lazım salak beyin. Kaç saattir ne anlatıyorum sana. Gong Yoo, Gong Yoo diyip duruyorum ve sen hala bu ne diye düşünüyorsun. Aishh çinça gerçekten bu bedeni terk etmek istiyorum.” diyerek beynimde ampullerin yanmasını sağladı. Ben de kafama bir tane vurarak “ Ah tabi ya bu Gong Yoo nun giderken bana verdiği kutu.”  dedim.

Gong Yoo ile mutlu mesut yaşarken tam da ben evlenme teklifi mi etsem ki diye düşünürken ailesi Amerika’ ya gitme kararı almıştı. Kolundan tutup “ Oppa gitmeeee!!” diye çırpınmalarıma rağmen Gong Yoo gitmişti. Gitmeden önce babasıyla konuşup “ Siz nereye giderseniz gidin efendim ama lütfen oppayı götürmeyin. O benimle kalsın. Ben ona bakarım burada hem de sizden daha iyi bakarım gözünüz arkada kalmasın. Yaşımız büyüyünce de evlenirim onunla endişelenmeyin siz.”                  dedim. Babası da bana gülerek olmaz dedi ve bir gün beni gözyaşlarıyla bırakıp gittiler. Gong Yoo giderken bana bu garip siyah kutuyu vermişti.

“ Bu Meleğin Görevleri oyunu. Senden isteğim bu görevleri on yıl sonra yapmaya başlaman. Sen bu görevleri bitirdiğinde ben de Kore’ ye dönmüş olacağım. Belki de bittiğinde birbirimizi buluruz tamam mı Min Ah? Oppanı unutma ve on yıl sonra bu görevleri yap tamam mı?”

diyerek anlımdan öpüp gitmişti. Giderken gözlerim buğulu olduğu için mi bilmiyorum ama Gong Yoo nun gözünde bir damla gözyaşı görmüştüm.

Kalbim bir kez daha beynime bağırarak ” Al işte bunu da unuttun. Ben biliyordum bunun unutacağını Min Ah. İyi kızsın hoş kızsın ama şu beynin her şeyi unutuyor Min Ah. Acaba kalp nakli gibi sana da beyin nakli mi yaptırsak ne dersin?” dedi. Kalbime kızarak “ Sus bakayım sen “ dedim. Bu seferde beynim kalbime vurmaya başlayınca
“ Aishh beyin ne yapıyorsun sen? Hem suçlu hem güçlü? Sen de sus ve otur ikiniz de cezalısınız.” diyerek yılların savaşını bir an olsun durdurdum. 

Gerçekten de nasıl unutabilmiştim bu kutuyu. Kendime inanamadım. Ne zaman bu kadar büyümüştüm de küçüklüğümün masum oyunlarını unutmaya başlamıştım. Gong Yoo nun vermiş olduğu kutuyu unuttuğum için kendimden utanıyordum.

Kutuya bakarak “ Üzgünüm Gong Yoo. Unutmuşum ama artık hatırladım. O zaman iki yıl geç kalmış olsam da bu oyunu yapacağım. Sana söz veriyorum tüm görevleri tamamlayacağım.” dedim ve kutudan ilk görevimi seçtim.

İLK GÖREV= 1 GÜN ERKEK KIYAFETLERİYLE ERKEK GİBİ DOLAŞ

Erkek kıyafetleriyle gezmek mi? Ne düşündü bu Gong Yoo? Bana verdiği her görevin bir amacı olurdu ama ben bu görevde hiçbir amaç göremiyordum. Erkek gibi dolaşıp ne yapacaksam artık. Görevi yapmak istemiyordum ama içimdeki suçluluk duygusu “ zaten unuttun bir de yapmak istemiyorsun. Cık cık Gong Yoo bu kadar mı değersiz senin için” diyerek beni kendime getirdi.

Gong Yoo dan bahsediyoruz burada. Benim çocukluk aşkım mükemmel erkekten. Kesin bir bildiği vardır. Onun için yapmalıydım bu görevi. Ellerimi yumruk yaparak “ Bu Gong Yoo” için dedim ve hızlıca çatı katı temizleme işini bitirdim. Siyah kutumla odama indim. Planlar beynimde hızlıca oluşuyordu. Babamın birkaç kıyafetini alıp başlamalıydım bu işe. Bu yüzden büyük kraliçeye hissettirmeden babamın birkaç kıyafetini aldım. Kıyafet işi tamamdı ama bir de erkek gibi davranmak vardı. Aynanın karşısına geçip kollarımı kabadayılar gibi açıp erkek gibi olmaya çalıştım. Aynadaki görüntüme baktığımda bir kabadayıdan daha çok parantez içine alınmış I (I) ya benzediğimi fark ettim. Kollarıma kötü kötü bakarak neden bu kadar inceler diye düşündüm. 

Neyse kıyafet giyince düzelir belki umuduyla babamın kıyafetlerini giydim. Aynaya baktığımda çığlık atmamak için kendimi zor tutmak zorunda kaldım. Bostan korkuluğu gibi duruyordum. Babam bu kadar şişman mıydı diye düşündüm. Erkek olmak şimdiden çok zor gelmişti. Kafamı kaşıyarak umutsuz gözlerle kendimi süzerken beynim beni dürterek kulağıma fısıldadı. “ Hay sen çok yaşa beyin” diyerek tebriklerimi ilettim sevgili beynime. Bu sözler üzerine kalbim kollarını bağlayıp ayağını yere vurmaya başladı “ Ben hep bir şeyleri çözeyim beyin bey arada bir çözsün ve hoppp iltifatları o alsın. Oh ne güzel dünya.” diyerek triplere girmişti yine. Kalbimin gönlünü almak için yanaklarını sıkarak “ Böyle şeylerin lafı mı olur kalp. Sen ve beyin benim için kardeş gibisiniz. Birbirinizi kıskanmak yok tamam mı?” dedim.

Beynin bana verdiği fikirle kollarıma, göğsüme ve belime bez bağladım. Bu sayede eskisinden daha iyi durmuştu kıyafetler üzerimde. Hatta biraz koluma pazı bile yapmıştım. Sonra bakışlarım saçlarıma kaydı. Bir tokayla saçlarımı topladım ve yüzüme baktım. Nerden bakarsam bakayım yüzüm kız olduğumu açığa vuruyordu. Kolayı var Min Ah dedim ve elime aldığım siyah göz kalemiyle yüzüme bıyık ve sakal çizidim. Son eklemelerle de yüzüm erkeğe benzemişti. Yarın birde bunu sahte sakal ve bıyıkla yaparsam ooo kızlar bile peşimden koşar diye düşündüm. Sabah ilk iş sahte sakal ve sahte bıyık bulmaktı. Sonra gelsin erkek Min Ah pardon Jung Min.

Sabah zil sesimin “ wake up wake up” demesiyle uyandım. Dünkü kıyafetleri bir poşete doldurdum ve eveden çıktım. Uzun uzun araştırmalar sonucunda bir dükkandan sahte bıyık e sakalı buldum. Ajussi şüpheli gözlerle beni süzüp duruyordu. Öyle bir bakıyordu ki kendimi açıklama yapmak zorundaymış gibi hissetim. Hızlıca video yapacağız gibi bir şeyler geveledim. Biraz olsun ikna olmayan ajussi yine de bir şey demeden sakal ve bıyığı bana verdi.

Bulduğum ilk tuvalette üzerimi değiştirdim ve sakal, bıyığımı taktım. Tam aynada kendimi süzerken içeri giren kadınlar çığlık kopardılar ve beni döverek bayanlar tuvaletinden attılar. Bu bayanların sorunu ne diye düşünürken cevabı buldum. Şu anda bir erkektim. Görevime başladığım ilk anlarda yaşadığım hata hatalar zinciri olarak devam etti. Gün boyu erkek olduğumu unutup kız gibi konuştuğum insanlar yanımda bir dk bile durmadan kaçıyordu. İlk dakika ne oluyor derken cevabı yine kendi çabalarımla buluyordum. Günün sonunda az da olsa dünyaya erkeklerin gözünden bakmaya başlamıştım. Anladığım kadarıyla bir erkeği yanlış anlamak çok kolaydı bu yüzden de bir erkek davranışlarına çok dikkat etmeliydi. Bin kere düşünüp bir kere yapmalıydı.

Yanlışlıkla 10 sn baktığım bir kız yanıma gelip “ sapık!” dedi ve yüzüme bir tokat indirdi. Kızın ardından bakarken güzel bile değil ben onun neresine bakacakmışım salak şey diye düşündüm. İşte bu olay sonunda erkeklere acıdım. Kendime söz verdim bir daha bir erkek bana baktığında ayy sapık beni gözleriyle yedi gibi tepkiler vermeyeceğim diye. Eve gitmeden önce kıyafetlerimi değiştirmem gerekiyordu ama nerede? Kızlar tuvaletine böyle giremem erkekler tuvaletinden de kız gibi çıkamam. Aishh !! Yine aklıma gelen müthiş bir fikirle bir mağazaya girdim. Birkaç kıyafet deneyecekmiş gibi kabine girdim. Kabinden Jung Min e veda ederek ve Min Ah olarak çıktım. Mağaza kalabalık olduğu için kimse bu büyük değişimi fark edememişti. Derin bir oh çektim ve rahatladım. Eve gittim ve görev kağıdımın üzerine çarpı yayıp yapıldı yazdım. Kağıda bakarak büyük bir huzur yaşadım. Bir günlük görevimi tamamlamıştım. 

Huzurun tadını yeterince çıkardıktan sonra yeni görevimi çektim.

2.GÖREV=ROL MODELİNLE AKŞAM YEMEĞİ YE

Oo yaşasın yeni görevim çok kolaymış altı üstü bir akşam yemeği keke. Hmm peki benim rol modelim kimdi ki? Annem? Babam? En yakın arkadaşım? Cık cık bunlar değil ben onları niye model olarak alayım ki onlar beni örnek alsın hıh. Lisede en sevdiğim hocam rol modelim sayılır mıydı ki? Onun düşünce tarzını seviyordum. Şimdi düşününce düşünce tarzını örnek almıştım sonra davranışlarım da o gibiydi eğer bir rol modelim varsa bu kesinlikle Kim Hyun Joongdu. İlerde kocamın da Hyun Joong gibi olmasını isterdim yada Hyun Joongun kocam olmasını.

Oradan Gong Yoo ne olacak peki dediğinizi duyar gibiyim. Ee ne yapsaydım ömrümün sonuna kadar çocukluk aşkımı bekleyip çürüyeyim mi? Tabiî ki aşık olup evlenip çocuk yapmam lazım. Bunu kendim için değil dünya için yapıyorum. Bu muhteşem genlerin yeni nesile aktarılması gerekiyor. Doğanın kanunlarına karşı çıkmamak gerek.

Ellerimi ovuşturarak “ Hyun Joong ile yemek yemek ha good good hahaha” dedim. Gözlerimden çıkan ışıklarla Seul un elektrik ihtiyacını karşılayabilirdim. Sabah duyduğuma göre bu yıl çok kurak geçtiği için elektrik ithal edecekmişiz. Hemen enerji bakanını arayıp “ Artık ithal etmeye gerek kalmadı. O iş bende halledeceğiz” demeliydim.

Liseden mezun olalı 2 yıl olmuştu ve çok vefalı ben okulumu hiç ziyaret etmemiştim. Saf ben insan Hyun için bile giderdi okula. Neden gitmediysem? Heyecanla telefonu elime aldım ve Hyun un numarasını bulup ara tuşuna basmıştım ki saatin gece yarısını gösterdiğini fark ettim. Hızlıca kırmızı tuşunu bularak aramayı sonlandırdım ve derin bir nefes verdim. Sakin ol kızım şimdi zamanı değil o iş yarın olacak dedim kendime. Sonra da Hyun u arayıp söyleyeceklerim ve onun söyleyecekleriyle ilgili tüm olasılıkları düşünüp milyonlarca senaryo yazdım. Başrollerinde ben ve Hyun<3 <3 ayy içim bi hoş oldu.

Etrafımı saran kalplerle gece sızıp kalmışım. Sabah olduğunda dün gecenin etkisiyle etrafa gülücükler saçıyordum. Bir ara annem “ Hayrola kızım ne bu mutluluk? Sevgilin olsa sevgilinle mi buluşacaktın derdim ama maalesef yok” diyerek moralimi birazcık olsun bozsa da hala mutluydum.

Öğle arası saatlerinde Hyun u aradım. Güm güm atan kalbimin sesini duymamak için telefonu iyice kulağıma dayayıp beklemeye başladım.  Sonunda erkeksi bir “Alo” sesi duyuldu. Sonra bir “Alo” daha duydum. Sonra bir tane daha.. en sonunda “ Min Ahhh” sesini duyunca kendime gelip cevap verebildim.
“ Merhaba Hocam ben Min Ah” demeyi başardım.
“ Min Ah olduğunu ekranda görmüştüm zaten”
“Demek numaramı silmemişsiniz ihi ne güzel” dedim sallana sallana.
“ Niye sileyim ki numaranı Min Ah? Nasılsın bakalım? Ne oldu böyle birden bire vefalı kız?”
“ Teşekkürler hocam sizi sormalı?”
“ Ben de iyiyim ” dedi ee artık konuya geç dercesine.
“Hmm..şeyy hocam şey yani eğer şeyse sizin için de şeyse şey mi şeyetsek?”
“ Haa! Şimdi heyecan yapmadan şu soruma cevap ver benim için uygunsa ne yapmak istiyorsun?” dedi gülerek.
“ Akşam yemeği yemek?” dedim ve hatta oluşan kısa sessizliği kapatmak için “ Yanlış anlamayın hocam. Siz benim en sevdiğim hocamdınız ve sizi hep kendime örnek aldım. Şimdi size bazı şeyler danışmak istiyorum o yüzden şey ettim yani.” Diye bir solukta ekleme yaptım.
“ Hmm. Peki olur” dedi ve konuşmanın devamında günü ve mekanı ayarladık.

Telefonu kapadıktan sonra derin bir oh çektim. Hemen ardından yarın büyük gün ve ben ne giyeceğim diyerek yeniden panik oldum. Tüm dolabı boşaltmıştım ama yine de hem sevimli hem kadınsı hem şık hem günlük ve en önemlisi hem sexy bir kıyafet bulamadım.  Dolaba vurarak bir tane “ altı üstü hem sevimli hem kadınsı hem şık hem günlük ve en önemlisi hem sexy bir kıyafet istedim çok mu?” dedim.

Yaşadığım hayal kırıklığı ile hızlıca hazırlanıp alışverişe çıktım. Sekiz saatlik alışverişin sonunda aradığım şeyleri buldum. Aldıklarımı anneme de gösterip bir okey aldıktan sonra aynanın karşısına geçip denedim ve bende kendime yıldızlı okey verdim. Bu halimle Hyun bana aşık olmasa bile kalbini hızlandırabilirdim.


Ertesi gün erkenden kalkıp hazırlıklara başladım. Günün sonunda akşam için hazır hale gelmiştim. Aynaya bakıp bakıp gülümsedim delicesine.“ Bugün kalbin çok hızlanacak kendini buna hazırlasan iyi edersin hahaha” diyerek kötü gülüşümü de yapmış oldum.

Bana bu özgüveni veren elbiseyi çok merak ettiniz dimi. Zirvedeki özgüvenimi göklere çıkartan elbise dizlerimin üzerinde biten kırmızı bir elbiseydi. Bel bölgesinden itibaren hafif bollaşarak aşağı iniyordu ve hafif göğüs dekoltesi vardı. Daha önce söylemişmiydim bilmiyorum ama kırmızı bana en çok yakışan renktir. Son kez aynada kendime bakıp kahkaha attıktan sonra yola çıktım. Kapıyı açmamla gözümü bir ışık aldı. Oysa ki paparazilere haber vermemiştim nereden çıktı bu ışık? Gözümü kısarak daha dikkatli bakınca kapımızın önünde farları açık bir araba gördüm. Bu ne diye düşünürken arabanın yanında farlardan daha güçlü ışık saçan Hyun Joong u gördüm.  Şaşkınlıkla arabanın yanına yürüdüm.

“ Doğru yermiş şükür” dedi Hyun.

“Hmm..şeyy siz nereden bildiniz?” cümlesini geveledim ağzımda.

“hmm sır. Biliyorsun ben en en centilmen” dedi ve sevimli hareketler yaptı. Benim şaşkınlığımı görünce de “ Böyle bir şarkı var” diye eklemede bulundu.

Bende kibarca haa diyerek onayladım.

Centilmen Hyun dan bekleneceği gibi benim için kapıyı açtı ve gideceğimiz yere kadar bana gentleman şarkısını dinletti.

Masaya oturmamızla ortamda garip bir sessizlik oluştu. Ne o bir cümle söylüyordu ne de ben. Bu durum benim utangaç Min Ah a dönüşmeme neden oldu ve Hyun un yüzüne bakamaz oldum. Arada bir kafamı kaldırdığımda da onunla göz göze gelince, deve kuşu gibi kafamı kaldıramaz oldum. En sonunda sessizliğe dayanamayıp muhabbet açan  Hyun oldu.

“ Hayat nasıl gidiyor Min Ah? Açıkçası yemeğe çıkalım deyince hayatının pek iyi gitmediği için benimle konuşmak istediğini düşündüm” diyerek meraklı gözlerini bana dikti.

“ Hayatım gayet rayında hocam sadece çok vefasız olduğumu fark ettim. O yüzden sizinle görüşmek istedim. Başka bir nedeni yok” diyerek ellerimi sallamaya başladım.

Hyun karizmatik gülüşüyle bana gülümseyerek “ Sevindim o zaman. Yalnız hocam demesen daha çok sevinirim. Hocam denmesi beni dışarı da çok yaşlı gösteriyor ve benim kısmetlerimi kapatıyor. Bilerek benim kısmetlerimi kapatmazsın değil mi? “ dedi ve bana göz kırptı.

Bu cümleler bende yeniden bir heyecan dalgası oluşturdu ve hızlıca yine ellerimi sallayarak “hayır hoc.. yani Hyun yok yok yok öyle birşey” dedim.  İçimden de Hyuncuğum <3 dedim ve kahkaha attım ama içimden.

“Tamam sakin ol Min Ah sadece şakaydı. Yine eskisi gibisin hiç değişmemişsin neyse ki. Çoğu kişi üniversiteye geçince çok değişir o eski masumlukları kaybolur ama sen hala eski masum Min Ahsın” dedi ve kalbimin davul gibi atmasına sebep oldu.

‘hey kalp bugün sen değil onun kalbi çok hızlı atmalı sakin ol bakayım’ dedim kalbime.
‘ama ben ne yapayım Min Ah salıyorsun seratonini , adrenalini sonra atma diyorsun cık cık’ dedi benim çok bilmiş kalbim.
O da haklı dedim ve iç dünya muhabbetimden ayrıldım.

“İhi teşekkürler Hyun (cuğum)” dedim hafif kızararak.

Yemeğin geri kalanı öyle havadan sudan üniversiteden muhabbetlerle geçti diyebiliriz. Genel olarak Hyun uzun cümleler kuruyordu benim hayran bakışlarım üzerindeyken ve ben de Hyun a cevap olarak ihi ihi olarak gülüyor ve kısa cevaplar veriyordum. Dışarıdan biri beni görse kıza bak çocuğa nasıl asılıyor diye düşünebilirdi o derece kötüydüm yani.

Ama sonuçta ben bendim ve dışarıdan nasıl göründüğüm önemli değildi. Mühim olan benim anım, benim hislerim ve benim mutluluğumdu ve bir de Hyun a nasıl göründüğüm. Yemekten sonra centilmen Hyun beni eve bıraktı. Ayrılırken “Bunu arada yapmalıyız masum ve güzel kız” dedi ve o öldürücü karizmatik gülüşü ile gönderdiği oklarla kalbimi paramparça etti.

Yüzüm duyduğu sözler üzerine alev alev yanmaya başladı ve ben de hızlıca görüşürüz gibi kelimeler geveleyerek eve girdim. Kapıyı kapatınca elimi kalbimin üstüne koydum ve kalp atışlarım yavaşlayana kadar öyle kaldım. Heyecanım yatışınca odama gittim ve görevimin üzerine çarpı yaptım.

Umarım yine böyle güzel bir görev yazmışsındır Gong Yoo diyerek yeni görevimi çektim. Bu görevimin amacını da kısaca düşündüm ve şuna karar verdim “Hyun gerçekten yürüyen taştı.”


Umarım yine böyle güzel bir görev yazmışsındır Gong Yoo diyerek yeni görevimi çektim. 

3.GÖREV= ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNDA DÜZENLİ GÖNÜLLÜ OLARAK ÇALIŞMAYA BAŞLA

Woww işte bu muhteşem ve yardımsever Gong Yoo dan beklenen bir görevdi. Gönüllü olarak çalışmak gerçekten çok güzel olacaktı. Böyle bir görev yazdığı için Gong Yoo ya bir kez daha minnettar oldum.

Ertesi gün kendimi Kore nin Angelina Jolie si ilan ettim ve içimde kabaran yardımseverlik aşkıyla çocuk esirgeme kurumuna başvurdum. Görevli kadın düzenli gönüllü olacağımı duyunca en güzel gülümsemelerinden birini bana sundu ve bol bol teşekkür etti. Psikoloji bölümünde okuduğum için de

“Bugün çok şanslıyız. Sizin gibi insan psikolojisinden anlayan kişiler çocuklara daha çok yardımcı olabiliyor. Onların ne istediğini ne hissettiğini gayet iyi biliyorsunuzdur. Onların ihtiyacı sevgi ve aile. Biz onlara bir aile gibi davranarak elimizden geleni yapıyoruz. Siz de bugünden itibaren ailemizin yeni üyesi olarak çocukların ablası olacaksınız.” dedi sevinçle.

İlk günüm olduğu için de 7 yaş grubu ile oyunlar oynamamı istedi. 7 yaş grubunun olduğu odaya girerken içimde heyecanı ve sevinci hissettim. Birbirinden sevimli ama bakışları yaşıtları kadar mutlu olmayan 10 çift göz kapıdan girince beni süzdü. Gülümsedim ve el sallayarak
“Merhaba çocuklar. Ben sizin yeni oyun arkadaşınız Shin Min Ah. Evet bakalım sizin isimleriniz ne?” dedim ve tek tek hepsiyle tanıştım. Tanışma faslından sonra oyun oynama kısmına geçmek istedim ama bu yaş grubundan bekleneceği gibi erkekler ve kızlar birlikte oyun oynamak istemediler. Ben de çareyi kızlar ve erkekler diye ayrılıp grup mücadeleli temalı oyunlar oynama da buldum. İlk oyunumuzun da ortada gezen olmasına karar verdik.

Ben iki gruptan da olmayıp fasulye olma kararı aldım ama öyle sıradan normal bir fasulye gibi ortada kaçmıyordum. Vuran takımda oluyordum. Oyun ilerledikçe de kollarımın sızladığını hissetsem de çocukların gülümsemelerini gördükçe adrenalin yemiş gibi kendime geliyordum.

Oyunu erkekler bir sayı farkla kazandı. Galip erkek takımı kızlara sataşıyor ve tekerlemeler söylüyordu. Yenilen takım kızlar grubu ise üzgün bakışları ve büzük dudakları ile bana sığındı. Tüm kız grubu sarılarak

“unni onları yeneceğimiz bir oyun oynayalım ve sen de bir kız olarak bizim grubumuza katıl. Eğer katılırsan onları çok rahat yeneriz unnii” dediler.

“Ama o zaman haksızlık olur çocuklar ben bu oyunların fasulyesiyim iki takımdan da olamam ki” dedim.
“ Ama ama unni ….üüüü”

“Ama aması yok kızlar üzgünüm. Ama bir daha ki sefere kazanacağınıza eminim. Neden mi çünkü ben size şans öpücüğü vereceğim. Aja aja Fighting!” dedim ve hepsini öperken arkadan bir ses duydum.

“Kızlar oppanız geldi” demesiyle tüm kızların etrafımdan ayrılıp sesin geldiği kişiye koşmaları bir oldu.

Kim bu benim hemcinslerimi benden çalan kişi diye düşündüm ve nefret dolu bakışlarımla sesin sahibine döndüm. Dönmemle bir ışığın gözlerimi alması bir oldu. Ne ışık mı? Işık saçan varlık ulu Hyun mu o? omg! Gözlerimi ovuşturarak bir kez daha baktım ve evet ta kendisiydi. Yürüyen karizma taş Hyuncuğumdu. Ben de Brad nerede kaldı diyordum.

“ Aa merhaba Min Ah. Ne hoş bir sürpriz oldu bu böyle” dedi ulu insan.

“Evet bence de çoookkkk hoş oldu” dedim eriyip giderken.

Kızların “ hadi oyun oynayalım oppa demesiyle” bakışlarını benden ayırdı ve bir an için üzüldüm.

“Peki oynayalım güzellikler. Oynadığınız oyuna devam edelim isterseniz. “ dedi.

“Olur ama sen bizim gruptan ol Oppa.” dedi küçük kızlar cilveyle. Küçük kızlar bile Hyun a sulanıyordu. Utanmasam kıskanırdım ama utan kendinden Min Ah diyerek etrafımda dönen şeytanı kovdum.

“olmaz kızlar erkekler diye ayrıldık. Noona sizden, hyung bizden” diyerek karşı çıktı erkek grubu.
Hyun biraz düşündükten sonra erkeklere hak verdi ve erkek grubuna katıldı. Bir kez daha üzüntüyle kız grubu bana geldi. İki takım tarafından da istenmemem kendimi bahçedeki yabancı ot gibi hissetmeme neden olmuştu. Bende kız grubuna hayal kırıklığı ile gülümsedim. Sonra kızlarla çember oluşturdum ve ellerimi yumruk yaparak “ Kızlar bu sefer yeneceğiz onları çünkü şans bizden yana unutmayın. Fighting!!” dedim ve grubumu savaşa hazırladım.

Hyun un katılmasıyla bu sefer ki oyun daha da ateşlenmişti. İki takım Kuzey ve Güney Kore gibi savaşıyordu. Hyun un etkisinden kurtulmam için ona düşman gibi bakıyor ve düşman gibi davranıyordum. Benim tüm çabalarım yani çirkefliklerimle bu sefer ki oyunu kızlar takımı kazandı.

Oyunu kazanmamızla kız grubunun Hyun u elde edememe üzüntüsü bir anda yok oldu gitti ve bana bir çok iltifat yağdırmaya başladılar. “Unni süpersin.”  “Unni bir numarasın.”   “Unni çok güzelsin”

“Evet haklısınız güzellikler” dedi arkadan Hyun ve bana göz kırptı.

Kalbim Hyun a “Yapma bunu bana Hyun! Sen böyle yaptıkça bizim kıza benim iş gücüm artıyor daha çok atıyorum. Yazık bana da acı!!” diyerek isyan etti.

Ben Hyun a şaşkınlıkla bakarken erkek grubu koşarak boynuma atıldı ve “ Noona bizi de öp. Kızları öptün ve onlara şans verdin. Biz de isteriz. İsteriz. İsteriz. İsteriz.” dediler.

“Tabii sizi de şans veririm” dedim kız grubunun hayır olmaz cümleleri arasında. Arada ihanet ettin bize gibi cümlelerde duydum. Evet belki ihanetti kendi grubuma ama eğer onları şimdi öpmezsem onların gözünde hep bir düşman olarak kalacaktım. Bu yüzden erkek grubunu sırayla öperek onlara da şans dağıttım. Erkek grubu onlara verdiğim şansı yeterli bulmayarak Hyun a da şans vermemi istediler. Hyun un kollarından tutarak “ Hadi hyung sıra sende. Bak şans almazsan sonra bir daha kaybederiz. Bir yenilgiye daha hiç hazır değiliz” diyerek çekiştirdiler.

Hyun bir bana bir çocuklara ve bir daha bana baktı ve gözünü benden ayırmadan yanıma geldi. Parmağıyla yanağına vurarak “ Ben de şansımı almaya geldim kraliçe” dedi.

Tüm kanım yüzüme hücum etti ve kalbim delicesine atmaya başladı. Yutkunarak Hyun un yanağına doğru eğildim ve derin bir nefes aldım ve ve veee Hyun un yanağına hızlı bir öpücük kondurdum. Sakin olmaya çalışarak “ Şansınızı verdim şövalye” dedim.


“Teşekkürler kraliçe” dedi ve referans yaparak yanımdan ayrıldı. Erkek takımına da şansımı verdikten sonra bendeki tüm şans gitmiş olacak ki oyun boyunca etrafı pembe gördüm. Dünyayı pembe gözlüklerle görmem kendi takımım için bir felaket oldu ve oyunu kaybettik. Hala dudaklarımın yaptığı şeyin etkisinde olan ben küçük kızların tüm kızmalarını iltifatmış gibi algıladım ve hepsine tek tek teşekkür edip salak gülümsedim.

‘ bak Min Ah cığım bugünlük yeter yarın bir daha görürsün. Şimdi zaten öptün yetin kızım bu kadarıyla. Bu kadar hızlı gidersen adın çıkacak. Yanlış anlama benim için hiç mi hiiiççç sorun değil. Sen istediğin kadar bak Hyun a ve bende çok hızlı atayım. Gerçekten çalışmaktan üşendiğim filan yok. Dediğim gibi benim tek korkum Hyun un seni yanlış anlaması’ diyen kalbimin ısrarlarıyla Hyun un birlikte gidelim teklifini duymazdan gelerek olay yerini terk ettim.

Eve geldiğimde yüzüm hala kırmızıydı. Günün ve anın sevinciyle koşarak odama çıkarak kalbime bir kez daha işkence ettim. Yatağımın üzerine uzanıp o sahneyi kafamın içinde tekrar tekrar yaşadım. En güzel Hyun lu rüyalarımdan bile güzel ve ölümsüz bir andı benim için. Umarım daha güzelleri de olur dedim.Kendime yine kendim “inşallah canım yhaa” diye cevap vererek kahkaha attım.

Heyecanım biraz olsun yatışınca aklıma görev kağıdım geldi ve zaferle bu görevimin de üstünü çizdim.

Yine Hyun lu görevler dileğiyle yeni görevimi seçtim.

4.GÖREV=HAYATININ FİLMİNİ ÇEK

Hayatımın filmini çekmek mi? Ama hayatımın filmi görevinde Hyun yok ki diye düşünerek hayal kırıklığı yaşadım. Sonra da beynimin ‘ hayatının erkek başrolü olursa neden filminde oynamasın ki?' demesiyle tabi ya dedim. Filmlerde ana karakterlerin hep ruh eşleri olur ve benim de bir ruh eşim olacaksa bu neden Hyun olmasın? Beynim bir kez öksürdü ve ‘ hayallerini bölmek istemezdim ama Gong Yoo vardı ya hani benim neredeyse unuttuğum. Ayıptır sorması ruh eşin o değil miydi?’ dedi.

Biraz düşündükten sonra beynime hak verdim. Ruh eşi ve sevdiğim kişi çok ayrı konulardı. Eğer bu dünyada herkesin bir ruh eşi varsa benim ruh eşim Gong Yoo idi. Gong Yoo beni ben kadar tanıyan, beni mutlu etmesini bilen, ben konuşmadan bile beni anlayabilen tek kişiydi. Hyun ise şu an hoşlandığım kişiydi. Ruh eşi demek illa gelecekte evleneceğin kişi demek değildi sonuçta. Bazen insanın ruh eşi en yakın arkadaşı olurdu sadece. Hyun ile belki bir geleceğim olabilirdi ama O asla benim ruh eşim olamazdı. Beynime bunu hatırlattığı için teşekkür ettim. Bir kez daha Gong Yoo dan özür diledim. Zavallı Gong Yoo benim bu davranışlarımı hiç mi hiç hak etmiyor. Kendime kızarak kafama yumrukla vurdum. “Nabbun yoca Min Ah” dedim kendime.

Odam kadar dağınık düşüncelerimle yatağımda sızıp kalmışım bilmediğim bir saatte. Sabah uyandığımda içimdeki suçluluk duygusu devam ediyordu ve bu yüzden mutsuz bir şekilde güne başladım. Sabah yavru köpek gibi sarkıttığım yüzümle kahvaltı ederken annem “ Hayret sana bir posta var Min Ah” dedi ve önüme bir zarf bıraktı.

Zarfa uzaylı görmüşçesine garip garip baktım. Sora elime alıp nereden açıyorduk ya bunu diye düşünerek zarfı 360 derece döndürdüm. Sonunda nasıl açacağımı hatırlayıp tabi ya dedim. Zarfı açıp içindekileri pardon içindekini masaya boşalttım. İçinden bir tane fotoğraf çıkmıştı. 

Fotoğrafı elime aldım ve bakmaya başladım. Fotoğrafta Gong Yoo, Venedik gondollarından birinde güzel gülümsemesini cömertçe sunarak bana bakıyordu. Bir anda gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı ve gözyaşlarımın arkasından Gong Yoo yu inceledim. O küçük Gong Yoo gitmişti ve yerine baklava börek pasta döşeli Gong Yoo gelmişti. O sevimli yüzü olmasa bu vücudu görsem tanıyamazdım. Gülümsemesi yine eskisi gibi güneş kadar parlaktı. Gözleri de o güneşe eşlik eden yıldızlarla doluydu eskisi gibi. Annemin “ neden ağlıyorsun kızım” demesiyle hala ağladığımı fark ettim. Anneme “yok bir şey anne” diyerek hızlıca odama çıktım.

Ağlama seansıma odada devam ettim. Onu çok özlediğim için mi yoksa suçluluk duygusundan mı ağladığım çözülemez bir denklemdi benim için. Fotoğrafa baktıkça gözyaşlarıma hıçkırıklarım da eşlik etmeye başladı. Gözyaşlarım tükenene kadar ağladıktan sonra fotoğrafın arkasında yazı var mı diye bakmak aklıma geldi. Resmin arkasını çevirdiğimde sadece el yazısı ile yazılmış “21.10.2012” tarihi gördüm. Eğer bu tarih doğruysa bu fotoğraf 2 yıl önce çekilmişti. Şimdi bu resimdeki koca adam 2 yıl kadar daha büyümüş ve değişmişti. 2 yıl kadar daha büyüyen bu adama cevap atmak lazımdı.

Üzgün bir suratla çektiğim fotoğrafa tarih ve “Neredesin nabbun namca?” yazdım. Gong Yoo nun posta attığı adrese gönderdim. Bu benim hayatımın ilk posta gönderme macerası olduğu için arada birkaç problem yaşadım. Hatta bir ara olduğun yerde weibo,instagram. Facebook, twitter gibi sosyal ağlar yok mu da bana böyle işkence yapıyorsun Gong Yoo diye çıkıştım Gong yoo ya.

Heyecanla Gong Yoo dan gelecek cevabı beklerken bir yandan da hayatımın filmini hazırlıyordum. Filme ilk başta küçüklükten büyüğe resimlerle başlayıp ardından da beni seven insanların benim hakkımdaki düşünceleri ve unutamadıkları anılar gibi şeyler ile devam edip en sonuna da kendimin bir konuşmasını ekleyip çekme kararı aldım.

Röportajlarıma önce annemgille başladım ve arkadaşlarımla devam ettim. İnsanların benim hakkımda söylediklerini duydukça kendime dışarıdan bakmaya başladım. Kendi içimde birçok dengesizliklerim olsa da insanlar benim hep çok kararlı, temiz kalpli ve masum gülüşlü biri olduğumu söylüyordu. Anladığım kadarıyla içimdeki ben ve dışarıdaki Min Ah bambaşka insanlardı. Ne yani bunca yıldır ben bu insanları mı kandırdım yoksa kendimi mi? İçimdeki Min Ah mı gerçekti yoksa dışarıdaki Min Ah mı?

Başımı ellerimin arasına alarak “nasıl bir insanım ben? “ diye düşündüm ve aklımdaki sorulara cevap olmaya çalıştım. Kafamdakiler düşünce havuzu değil adeta düşünce bataklığı olmuştu. Ben çırpındıkça daha da batıyordum ve çıkmam imkansızlaşıyordu. En sonunda bataklığa giren her insanın yapacağı en doğru şey gibi çırpınmaktan vazgeçtim ve her şeyi oluruna bıraktım.

Son röportajımı Hyun ile yapma kararı almıştım. Belki Hyun güzel bir cevapla beni bu bataklıktan kurtaran odun parçası olur umuduyla gittim. Hyun a benim nasıl biri olduğumu sorduğumda içimden ne olur beni kurtar diye yalvarıyordum. Hyun gülümseyerek biraz düşündükten sonra kameraya bakarak

“Sen çok masum ve temiz kalpli birisin Min Ah. Bazen öyle bir masum oluyorsun ki bu dünyadan olduğuna şaşırıyorum. Ayrıca gördüğüm kadarıyla çok kararlısın. Bu böyle olacak dedikten sonra hiçbir ikilem yaşamadan devam ediyorsun. Bu yönünü çok takdir ediyorum.” Demesiyle beni hayal kırıklığına soktu ve onun beni bataklıktan kurtaracak odun olmadığını anladım. Odundu ama benim şu an  ihtiyacım olan odun değildi.  "Sen de mi Hyun? Sen de mi gerçek beni göremedin? Bu kadar zor değildi oysa ki" dedim bir kez daha içimden.

Hayal kırıklığımı belli etmemeye çalışarak benimle ilgili bir anısını anlatmasını istedim son olarak.

“Hatırlar mısın bilmiyorum ama okula ilk geldiğim gün bana çarpmıştın ve elimdeki kahve hem senin üzerine hem de benim üzerime dökülmüştü. Bunun üzerine sen bana en kötü bakışınla bakarak önüne baksana sen diye kızmıştın ve çekip gitmiştin ben bir şey diyemeden. Ardından öylece bakakalmıştım hem suçlu hem güçlü diye. Meslek hayatımda ilk ve son kez bir öğrencim bana kızmıştı. Böyle de özel yerin var yani bende Min Ah” dedi ve göz kırptı.

Benim istediğim cevabı vermedikten sürece bir daha ki soruya böyle hoş cevaplar versen ne olur Hyun. Bugün hevesimi kırdın bir kere ah ah diye şarkı yazdım bestesi ve güftesi bana ait olan. kalbimi kanatan hayal kırıklığımla Hyun a teşekkür edip ayrıldım.

En sonunda insanlara gerçek beni göstermeliyim diye düşündüm ve kendi videoma başladım. Kamerayı ayarladıktan sonra başladım konuşmaya.

“Merhaba arkadaşlar ben Min Ah. Hepinizin tanıdığı ama aslında hiç bilmediği Min Ah. Çok kararlı gibi görünse de içinde o mu bu mu diye bin bir türlü savaş veren biriyim ben. Masum olduğum belki doğrudur ama masum olduğum kadar narsist biriyim ben. Bu dünyada beni en çok seven insan ben bile olabilirim durum o kadar vahim ama hiç biriniz bunu söylemedi bugün. Özgürlüğüne düşkün aynı zamanda kıskanç biriyimdir ben. Kimse beni sahiplenmesin isterim ama ben insanları sahiplenirim. Sürekli aynı ortamda olmayı sevmem çünkü çok değişken bir ruh halim vardır. Siz fark etmeseniz bile gün içinde ruh halim sürekli değişir... İşte böyle bir insanım ben. ”

Konuşmamı bitirdiğimde üzerimden büyük bir yük kalktığını hissettim. Sonunda hafiflemiştim. Yıllardır hiç insanlar beni nasıl bilir diye düşünmemiştim. Bu film sayesinde dışarıda ben olmayan bir Min Ah ın dolaştığını anladım. Zaman içerideki Min Ah ı özgürleştirip dışarıdaki Min Ah ı yok etme zamanıydı.



Hazırladığım filmimi filmde yer alan herkese gönderdikten sonra büyük bir rahatlama ile görevimin üstüne çarpı yaptım.





5.GÖREV: SAĞLIKLI YAŞAMA BAŞLA! HAYDİ MİN AH SPOR VE SAĞLIK ZAMANI J
Neeee!! Yeni görev sağlıklı yaşam mı? Bunu bilerek yapıyorsun dimi Gong Yoo . küçükken bile sporu hiç sevmezdim ve bunu bilen Gong Yoo beni spor yapmaya zorlardı. Aradan 12 yıl geçmesine rağmen beni zorluyordu. Ah Gong Yoo sen yok musun diyerek söylenmeye başlamıştım. Yeni görevim için erken kalkmam gerektiğini anlayınca daha da hüzünlendim. Saatimi 6 ya kurup hemen uykuya dalmaya çalıştım. Uyuduğum her dakika değerliydi benim için.

Sabah wake up wake up diye öten saatime modern dünyanın canavarıymış gibi baktım. Derin bir iç çektikten sonra da “sen değil beni bu saatte kalkmaya zorlayan o kişi suçlu aslında” dedim.

Eşofmanlarımı giydikten sonra kulaklığımı takıp aynaya bile bakmadan evden çıktım. Eve en yakın koşu parkı 2 km uzaklıktaydı. Bu yüzden koşu parkına kadar araba ile mi gitsem diye düşündüm ama uyku sersemi olduğum için bir yerlere çarparım diye korktum. Gözüm kapalı bir şekilde koşu parkına doğru koşmaya başladım. Uzaktan gören spor mu yapıyor ayakta mı uyuyor diye düşünebilirdi. Neyse ki gözüm kapalı olmasına rağmen çarpmadan ve kaybolmadan parka gelebilmiştim. Etrafa bakınca koşan birçok insan gördüm ve bu insanların hiç mi işi gücü yok da bu saatte kalkıp koşuyorlar cık cık diye düşündüm. Neyse ki bugüne kadar hiç bu saate koşmak gibi kötü bir alışkanlığım olmamıştı.

Koşan bir çocuğun 5.kez yanımdan geçmesiyle çok mu yavaşım diye bir saniyeliğine düşündüm. Bu düşünceyi hemen aklımdan kovarak yok canım ben gayet tempoluyum o çocuk aşırı tempolu o kadar dediğim anda yaşlı bir çift beni solladı hatta fark attı. Bu sefer bahane bulamayınca yavaş olduğumu anladım ve çifti yakalamak için hızımı arttırdım. Çifti süzülerek ve saçlarımı savurarak geçtim. İçimde şampiyonluk yaşarken haha diye gülerek birisi yanıma yanaştı. Kim bu münasebetsiz diye bakınca yine Hyun u gördüm. Şaşkınlıkla ona bakarken “ Cık Cık Min Ah yaşlı bir çiftle yarışmak hiç sana yakışmadı” dedi gülerek.

Kendimi açıklamaya çalışarak “hmm…şeyyyy” diye  yine gevelemeye başladım. Hyun sexy bir şekilde göz kırparak “sadece dalga geçiyorum Min Ah sakin ol” dedi ve omzuma hafifçe vurarak önüme geçti.

Kuzeyden gelen Hyun dalgası ile kendimden geçtikten sonra Hyun ile aramın açılmış olduğunu fark ettim ve hızlanarak Hyunu yakalamaya çalıştım. Ama ben Hyunu yakaladım derken biraz daha hızlanıp yine beni geçiyordu. Bilerek mi yapıyordu bilmiyorum ama benle dalga geçer gibiydi. Nefeslerim git gide köpek gibi olmaya başladığı sırada Hyun geriye dönerek
“Bugün ilk gününüz galiba küçük hanım ” dedi.
“İlk günüm hehe durum o kadar vahim mi “ dedim kendimce sevimli bir şekilde.
Çenesini elinin arasına alarak beni süzdü. “ Hmm renk uyumuna dikkat edilmeden giyinilmiş” dedi ve saçlarımı tutarak eklemede bulundu “ Saçlar taranmamış ve en önemlisi de makyaj silinmemiş “ dedi ve parmağı ile akmış makyajımı silmeye başladı.
Bu beklenmedik hareketle ürpererek bir adım geri attım. “hihi baya vahimmiş” dedim ve Hyun un yarıda bıraktığı işi devam ettirdim. Biraz sonra da gülerek Hyun u geçtim ve çocuk gibi “geçtim ki seni” diye bağırarak Hyun u şaşırtma rekoru kırdım.

Eve geldiğimde aynada gördüğüm manzarayla az kalsın çığlık atıyordum. Hyun nasıl olmuştu da bu halime katlanmıştı şaşırdım. Çevredekiler umarım polise bir zombi yaşıyor diye haber vermemiştir dedim kendime. Kafama bir tane vurarak “ Ah Min Ah ah insan hiç ideal koca tipinin karşısına böyle çıkar mı kızım? Eskiden %0.005 şansın vardı ama artık sayende o şansın da yok oldu” diye kızdım kendime.

Duş aldıktan sonra güzellik uykumda Hyun diyarında gezinirken annemin kapımı çalmasıyla uyandım. Annem bana bir mektup daha getirmişti. Mektubu görünce heyecanla yataktan fırladım. Zarfı yırtarcasına açtım ve içinde heyecanla not aradım. Ama içinde not yoktu. İlk mektuptaki gibi bir fotoğraf vardı. Fotoğrafı çevirip çevirip şöyle bir baktım ama anlamlandıramadım. Fotoğrafta erkeğe benzeyen bir kadın etek giymiş, sarı peruk takmış ve ruj yapmıştı. Kim bu yahu Gong dan geldiğine emin miyim diye biraz önce yırttığım zarfa baktım ve evet emindim Gong dan gelmişti. Bir kez daha bakınca anladım ki fotoğraftaki Gong Yoo idi. Yok artık puhaha diye gülmeye başladım.

Gülmekten karnıma ağrılar gireceği sırada beynim beni dürterek ‘ Bölmek istemezdim Min Ahcığım ama çok gülme istersen. Daha kısa bir süre için sende erkek kılığına girmiştin ve en az Gong kadar komiktin puhaha’ dedi. Beynime kızarak ‘sen kimin yanındasın beyin bey? Hatırlatırım ki sen bana aitsin Gong Yoo ya ait değil hıh ‘ desem de biliyordum ki beyin haklıydı.  

Beyin moralimi bozduktan sonra da kalp beni dürterek ‘ öhö öhö beynin sana ait hiç olmazsa Min Ah. Ben kime aidim onu bile bilmiyorum. Sana mı aidim yoksa Gong Yoo ya mı yoksa Hyun a mı? Ben ne yapayım?’ dedi atarlanarak.

İkisine birden kızarak ‘anlaşıldı bugün sizden rahat yok. Normalde hiç anlaşmayan ikiniz anladığım kadarıyla beni sinir etmek için anlaştınız. Şimdi ikiniz de susun ve görevlerinizi yapın beni de rahat bırakın’ dedim.

Beynimin ve kalbimin yüzüme vurdukları gerçeklerden uzaklaşmak için yemek yapma kararı aldım. Yemek yaparken bir şeyi unuttuğumu hatırladım ve koşarak odama çıktım. Fotoğrafı alarak üzerindeki  tarihe baktım ‘ 10.01.2013’. geçen fotoğraftan birkaç ay sonra çekilmişti bu fotoğraf. Ama neden Gong Yoo bu fotoğrafları 2 yıl önce değil de şimdi gönderiyordu diye düşündüm. Bu işte bir iş var diye düşündüm. Benim tanıdığım Gong Yoo nedensiz bir şeyler yapmazdı. Fotoğrafa bakarak ‘Şair burada ne demek istemiş’ dedim.
Daha sonra maalesef ki yine aklıma sonradan gelen bir fikirle iki mektubun adresini karşılaştırdım ve iki mektup da aynı yerdendi. Madem ki Gong Yoo bana sadece fotoğraf yolluyor bende ona fotoğraf yollayayım diyerek erkek kılığımdayken çekildiğim bir fotoğrafı gönderdim. Fotoğrafın arkasına ‘ benim erkek halim senin kız halinden daha güzel kekeke’ diye yazmayı da unutmadım.

Derin bir oh çektikten sonra bu görevimin üstüne de çarpı yaptım ama yeni bir görev çekmedim. Çünkü şu birkaç gün eski görevlerimi düzenlemem gerekiyordu. Bugün çocukların yanına gitmeliydim ve her sabah da düzenli spor yapmam gerekiyordu. Durum böyleyken yeni bir görevi dada zor yapardım.İşlerimi düzene soktuktan sonra kalan görevlerimi de yapacaktım.

Güzelce hazırlandıktan sonra çocukların yanına gittim ve hepimizin beklediği gibi Hyun da oradaydı. Artık şaşırmadan birbirimize gülümsedik. Hyun ile birbirimize gülücükler gönderirken çocuğun biri çekiştirerek “ Nouna, Hyung bizden senden yine şans istememizi istedi” dedi. Ben şaşkınlıkla çocuğa bakarken Hyun çocuğun kafasını okşarken “Gong Yoocuğum ben sana öyle demedim ki” dedi soğan kıvamında kızararak.

Gülümseyerek çocuğa bakarak “ Demek bu yakışıklının adı Gong Yoo. Biliyor musun Gong yoo benim bir arkadaşım var. Onun ismi de Gong Yoo ve O da sen kadar yakışıklı. İsmi Gong yoo olanlar gerçekten yakışıklı olmalı.” Dedim göz kırparak.

Çocuklarla muhabbetten sonra kızlar erkekler oyunlarımıza başladık ve bu sefer kızlar takımının benden söz almasıyla erkekler takımına şans vermedim. Şans vermeme rağmen erkekler takımının yenmesiyle yine istenmeyen eleman durumuna düştüm ve tüm çocuklar Hyun un etrafında toplandı.

Hyun çocukların çekiştirmeleri arasında “Bence bugünlük burada bitirelim çocuklar. Min Ah ablanız sabah çok yoruldu ve beni de birkaç iş bekler. Haftaya bu işe bir çözüm bulmuş olarak geleceğim tamam mı” diyerek ortamı sakinleştirdi.

Çocuklara veda ettikten sonra Hyun “ Hadi bugün inat etme de seni ben bırakayım. Bugün gerçekten çok yoruldun. İlk günün olduğu için senin için zor olmalı. Akşama ağrıların başlar” diyerek beni arabasına bindirdi.

Utangaçça arabada otururken Hyun yine muhabbeti başlatarak “Gong Yoo yakın bir arkadaşın mı” dedi.

“En yakın arkadaşım diyebilirim. Bu dünyada beni en iyi anlayan ve tanıyan kişidir. Bir nevi ruh eşim diyebiliriz” dedim.

“yaa demek arkadaşın ve de ruh eşin. İlginçççç” dedi soğuk bir şekilde.

Hyun un bir anda neden böyle soğuk davrandığını anlamayarak “ o kadar da ilginç değil Hoc… pardon Hyun. Seninde böyle hissettiğin biri vardır mutlaka” dedim merakla.

“Yoo hiç öyle biri yok benim için. Sen öyle birine sahip olduğun için şanslı olmalısın ex öğrencim” dedi.

“Evet şanslıyım ama 12 yıldır görüşemiyoruz ki “ dedim aslında daha devam edecektim lakin beynim araya girerek ‘kızım iyi misin sen? Çocukluk aşkını şimdiki aşkına mı anlatıyorsun’ demesiyle durdum. Daha sonra beynime dönerek ‘Hyun benim aşkım değil tımam mı ‘ dedim. O da bana dalga geçer gibi ‘tabii canım yaaa’ dedi. Daha fazla iç dünyamla konuşmadan Hyun a  döndüm ve Hyun ile göz göze geldim.

Gözleri parlayarak bana bakıyordu. “Yaa demek öyle üzüldüm sizin için” dedi hiç de üzgün gibi durmayan sesiyle.

Gong Yoo muhabbetinden sonra Hyun radyodaki şarkıya mutlulukla eşlik ederek beni eve bıraktı. Eve girdiğimde bile onun o muhteşem sesini duyuyor gibiydim. Kendi kendime ‘ Adam muhteşem karışımın da ötesinde. Tüm yetenekler onda. Dünya nın adaleti için bu adamda ters giden bir şeyler olmalı. Yoksa yoksa omg. İkinci bir Ricky martin olayı olmasın. İşte bunu kaldıramam. Allahım tüm mükemmel erkekler gay olmak zorunda mı’ diye isyan ettim.

 Düşününce bugüne kadar Hyun u hiçbir kız ile sevgiliyken görmemiştim yada duymamıştım. Uykuya daldığımda bile bu meseleyi düşündüğüm için Hyun un gay olduğu bir çok kabus gördüm. En kötüsü de Hyun ile Gong Yo nun sevgili olduğu kabustu. Hayallerimin iki erkeği de beni terk edip sevgili olmuştu. Hyun ile Gong Yoo nun Hollanda da evleneceği sırada ‘Hayırrrrr’ diyerek terler içinde uyandım. Uyandıktan sonra da neyse ki bir rüyaymış diyerek rahatladım.

Bu meseleyi kesin çözümlemeliydim. Yoksa güzelim uykularım bana haram olacaktı. Bugün spor yaparken Hyun u test etmeliydim. Tabii canım kesin öğrenmeliyim ona göre hayaller kuaracağım sonuçta. Saksı mıyım Hyun bey ben önce hayallerime gir sonra gay çık olmaz. Hayır hayır olamaz olmamalı.

Sabah koşusu için siyah bir tayt onun üstüne de yarım bir t shirt  giydim. Güzelce makyajımı da yaptıktan sonra koşu için hazırdım. Ama bu halde sokağa çıkarsam garip karşılanabilir diye üstüme ince bir ceket aldım.

Koşu parkına geldikten sonra ceketimi çıkarıp hafif tempolu koşuma başladım. Hafif tempoda Hyun nerede acaba diye bakındım. Dün keşke saatlerimizi ayarlasaydık da birlikte koşsaydık dedim. Ah bu benim kafam yok mu hep sonradan çalışıyor. Daha fazla kuğu gibi boynumu uzatarak dikkat çekmeyeyim diye hızlanarak koşmaya başladım. 1. Turumu tamamladığımda Hyun un kokusunu aldım ve arkamı dönmemle Hyun ile karşılaştım. Birbirimize gülüp selamlaştık ve birlikte koşmaya başladık.

Nereden başlasam ne sorsam diye düşünüyordum. Pat diye gay misin diye sorsam çok mu çok olurdum ki. Adım adım gidip ideal tipini, nasıl kızlardan hoşlandığını filan sorsam mı ki? Ama bu sefer de yazıyor gibi olurum.
 “ufff ne yapacağım ben şimdi”

“efendim! Neyi ne yapacaksın Min Ah? “ dedi Hyun.

Şaşkın şaşkın bakarken anladım ki cümleyi dışarıdan konuşmuştum. Ellerimi sallayarak “sana demedim Hyun. Kendime söylüyordum” dedim ve güldüm. Bu sayede deli damgası da yemiş oldum.

Artık düşüncelerimden ayrılıp normal bir insan gibi davranmam gerektiğine karar verdim. Düşünmeden koşmaya başladığım sırada Hyun un etrafı süzdüğünü fark ettim. Baktığı yerlere bakınca bize doğru bakan erkelerin olduğunu fark ettim. Ne oluyor ki diye düşünürken
“Min acaba üstüne ceketini mi giysen” dedi Hyun.

“neden ki”

“Şeyy .. yanlış anlama maçoluk yapmıyorum ama her geçen öküz gibi sana bakıyor. Biraz daha bakarlarsa olay çıkacak. Olay çıkarmak istemezsin herhalde” dedi.

“Haa demek bana bakıyorlardı. Tamam yürüyen harikayım ama abartmasalar iyiydi. Sen bilmezsin Hyun güzel olmak gerçekten zor” dedim kikirdeyerek ve ceketimi giydim.

Ceketimi giymeme rağmen Hyun hala sakinleşmemişti kendi kendine söyleniyordu.

“hayır gerçekten anlamıyorum neden bakarlar. Bir kadın açık giyindiği için ona öküz gibi bakma hakları var sanıyorlar. Ben olsam yanımdan bikinili bir kadın geçse ona bile öküz gibi bakmam” dedi ve benim düşüncelerimi geri getirdi.

Düşüncelerimle iç savaşta iken “ tabi bakmazsın Hyun çünkü sen bir gaysin. Maalesef ki. Neden yaptın bunu Hyun ha neden?” dedim kendime. Bu düşüncelerdeyken Hyun beni kolumdan çekti ve bana baktı. Gözlerinde büyük bir şaşkınlık vardı. Ne oluyor niye şaşırdı ki diye düşündüm.

Gözlerime bakıp sert bir şekilde “Ben  gay değilim Min Ah. Bunu nerden çıkardın?” demesiyle yine dışımdan düşündüğümü anladım. Ah Min Ah gerçekten adam olmayacaksın sen. Bir günde iki hata. Sana uykusuzluk ve spor hiç mi hiç yaramıyor.

“şeyyy nasıl açıklayayım bilmiyorum ama her şeyde iyisin Hyun. Yakışıklısın, yeteneklisin, sesin güzel her şeyin harika. Hiçbir insan harika olamaz bir yerlerde kesin bir şeyler yanlış gitmeli. Bak mesela Ricky martine. O da sen gibi ama gay. O yüzden acaba dedim ki sen de O gibi misin? Düşününce hiç sevgilin olduğunu görmedim yada duymadım Hyun” diye kendimi açıkladım tüm nedenlerimle.

Hyun gülerek “saçmala Min Ah tüm bunlardan dolayı beni gay yaptı yani. Ah deli kız” dedi ve kafama vurarak koşmaya başladı. Hyun un peşinden mutlulukla koşarak
“demek gay değilsin. Çok mutlu oldum” dedim gülerek.


Aldığım bu haberle kabuslarım gitmişti ve yerini prensimin sürekli değiştiği tatlı rüyalar almıştı. Gün geliyor senin gerçek aşkın Gong Yoo seni en iyi anlayan kişi o diyordum. Gün geliyor Hyun da Gong Yoo kadar seninle vakit geçirse seni tanıyacaktır. Uzaktaki bir kişiyi beklemektense şu an elindekileri değerlendirmek daha mantıklı değil mi diyordum. İkilemde kaldığım zamanlarda yaptığım gibi bu meseleyi de zamana bırakmak karar aldım. Gün gelecek kimin doğru kişi olduğunu anlayacaktım. Şimdiden bunları düşünmenin faydası yoktu.

Görevler için ara verdiğim bu sürede Gong Yoo dan mektuplar gelmeye devam ediyordu. Bir sabah sporundan sonra yine heyecanla posta kutusuna bakarken senin için buradayım Min Ah der gibi duran zarfı gördüm. Odama gidip heyecanla zarfı açtığımda içinden yine sadece bir fotoğraf çıktı. Bu durum biraz canımı sıksa da pozitif bakmaya çalıştım. Hiç olmazsa birşeyler gönderiyor hala beni düşünüyor yani diye düşündüm. Bu sefer ki fotoğrafta Gong Yoo nun etrafında bir sürü küçük çocuk vardı. Çocuklar Gong a sarılmış ve gayet mutlu duruyorlardı. Fotoğrafa bakarak aynı bizim çocuklar gibi dedim ve güldüm. Fotoğraftaki tarih 14.04.2013 ü gösteriyordu.
Fotoğrafı elime alarak konuşmaya başladım Gong ile “neden 2013 de çekilmiş bu fotoğrafı bana şimdi gönderiyorsun Gong? Daha da önemlisi neden yıllar sonra mektup gönderirken birkaç kelimeyi benden esirgiyorsun ha nabbun namca? Tamam yıllar geçtikçe vücut yapmışsın daha da bi yakışıklı olmuşsun ama insan bi iki kelime ekler. Sadece boy göstermekle devam edersen unutacağım bak seni hem de gerçekten. Oysa seni o kadar çok özledim ki. O beni rahatlatan cümlelerine bir yudum su kadar ihtiyacım var Gong. Keşke yanıma gelsen beni dinlesen sonra ne yapmam gerektiğini söylesen. Biliyorum ki sen beni benden daha iyi bilirsin. Bu karışıklıktan da zaman yada sen kurtarırsın beni. Ah Gong ah” dedim iç çekerek.



Belki bir ipucu bulurum diyerek Gong un bana gönderdiği 3 fotoğrafı da yan yana koyup incelemeye başladım. Venedik ‘de Gong Yoo, Kız Gong Yoo ve çocuklarla Gong Yoo. Hmm bu 3 fotoğraftaki tek ortak nokta Gong Yoo idi. Başka da bir ilişkileri yoktu. Milyonlarca kez odaklanıp bakmama rağmen hala hiç bağlantı görememiştim. En sonunda bakmaktan sıkılınca of bir görev çekeyim o zaman dedim.



6.GÖREV: KALABALIK BİR CADDEDE ŞARKI SÖYLE! ÖZGÜRLÜĞÜN TADINI ÇIKAR ;)

AİSHH!!! Yine mi kötü görev. Ah Gong Yoo gerçekten senin amacın ne? Önce spor şimdi de şarkı. İtiraf etmek gerekirse sesim güzel ama hiçbir zaman cesaret bulup topluluk içinde şarkı söylemişliğim yoktur. Ben sadece kendime özellikle duş alırken konser veriyordum. Gong Yoo ise hem topluluk önünde şarkı söylememi istiyordu hem de caddede.

Yatağıma uzandığımda bile yorganı bir o yana bir diğer yana atıp “off nasıl olacak o?” diyip kalkıyordum. Bir ara tam uyur gibi oldum. O zaman da bir kabus gördüm. Bu sefer ki kabusumda ise ben şarkı söylerken çok detone oluyordum ve insanlar beni yuhalayıp bana domates yumurta atıyordu. Ateş de verseler menemen yapıyorlar derdim. Bir kabus daha oh neyse ki rüyaymış sevinci ile bitti.

Gece uykusuz kaldığım için koşu da çok kötüydüm. Gözlerimin altı siyah halkalarla doluydu. Hyun ile bile kaslarımı hareket ettirecek enerji bulamayınca Hyun dan izin isteyip eve geldim. Dün geceye inat bir güzel uyudum.

Uyandıktan sonra düşündüm ki kaç kişi benim sesimin güzel olduğunu biliyordu. 3 4 kişi anca bilirdi. Neden böyle olmuştu ki? Sesi benden daha kötü olan kişiler her yerde şarkı söylerken ben niye sus pus oluyordum. İçten içe bende özgüven eksikliği vardı da benim mi haberim yoktu? Düşününce artık bu sosyal fobiyi yenmenin zamanı gelmişti. Bu yaşıma kadar yenmemekle hata yapmıştım. Bu güzel sesimden insanları mahrum etmemeliydim.

Biraz olsun kendimi rahatlattıktan sonra hangi şarkıyı , nerede, ne zaman söyleyeceğim gibi sorular uçuştu. Mekan kolaydı gangnam da herhangi bir cadde olabilirdi. Zaman da ben korkularımı hazır yenmeye hazırken yakın bir zamanda yani yarın olmalıydı. Şarkıya gelince ise çok zor. Önce yabancı mı yoksa Korece mi söylesem ki diye düşündüm. İnsanların dikkatini çekmek için İngilizce bir şarkı söyleme kararı aldım. Fransızcada söylerdim ama şimdi insanlar anlamaz dedim J

Yıllardır duşta verdiğim konserler sonucu slow şarkılarda daha başarılı olduğumu anladım. Bu yüzden de ed sheeran dan give me love şarkısı seçtim. Önce duşa girip yüksek sesle söyledim birkaç kez. Sonra asıl provalara başlayarak annemin yanına gittim. Annemin karşısına geçip şarkımı söyledim.

İlk kısımlarda sesim titremişti. Kendime söylerken her şey güzeldi ama karşımda annem bile olsa başka biri olunca adrenalin pompası yine iş başına geçmişti. Vücudumun adrenaline alışması gibi bende anneme alıştım ve sanki annem yokmuş gibi söylemeye başladım. Annemi görmüyordu artık gözüm. O an salonda sadece ben ve benim sesim vardı. Şarkı bitip annemi görmeye başladığımda annemin ağladığını gördüm. Anneme sarılıp göz yaşlarını sildim. Ellerinden tutup “nasıldı anne” dedim.

Annem gözlerimin içine bakarak” odandan sesini hep duyuyordum ama karşıma geçip söyleyince seninle gurur duydum kızım ve itiraf edeyim ki şarkı yabancı olduğu için hiç anlamadım. Ama ta şuranı anladım” dedi kalbimi göstererek.

İnsanların duygularını aktarması için illa kelimelere gerek yoktu annemin de dediği gibi. Yarın da annem ile olduğu gibi sesim titreyecekti belki tökezleyecektim ama eğer ben kendime inanırsam bir şekilde duygularımı insanlara aktaracaktım. Bu özgüven patlaması ile odama çekilecekken annem bana bir zarf daha olduğunu söyledi. Zarfı alıp heyecanla odama koştum.

Bu sefer ki zarf biraz ağırdı. Ağır olunca şüphe edip ismini kontrol ettim ve Gong Yoo dan geliyordu. Zarfı açınca içinden bir Cd çıktı. Resimden Cd ye vay be büyük gelişme dedim. Cd nin üstüne 15.08.2013 tarihi atılmıştı fotoğraflardaki gibi. Bilgisayarımı açıp Cd yi oynattım. bir odada tek başına oturan Gong Yoo konuşmaya başladı benimle.

“merhaba Min Ah. Biraz sonra izleyeceklerin benim hayatımın filmi. Şu an yanımda olup bu filmde yer almanı isterdim ama daha zamanımız var. Şimdi film başlasın” dedi. Gong Yoo ekrandan ayrılınca bir evin dışarıdan çekilmiş bir fotoğrafı geldi ekrana. Fotoğrafın üstünde ‘yaşadığım yer’ yazıyordu. Bir sonraki görüntü ise Gong Yoo nun odasına aitti. Odası, okulu, arkadaşları, takıldığı yerleri hatta sırasına kadar her şeyin fotosunu çekerek kendisini anlatmıştı Gong yoo. El sallayarak ayrılan Gong yo oyu görünce kalbim acıdı. Onu o kadar çok özlemiştim ki anlatamam. Onun da dediği gibi keşke birlikte olsaydık. Daha ne kadar beklememiz gerekiyordu Gong Yoo? 12 yıl beklemek için kısa bir süre miydi? Ve neyi bekliyoruz? Artık yetişkin olduğumuza göre niye yanıma gelmiyordu da fotoğraf gönderiyordu? Bu çocuğun amacı neydi?

Benim tanıdığım Gong Yoo nun bir amacı vardı. Beyin fırtınası yapmak için bir kez daha gönderdiklerini önüme dizdim. Bi sağdan baktım bi de soldan. Sonra gözlerimi kapatıp düşündüm. Ne olabilir? Dünyanın ışıklarına gözlerimi kapadığım uzunca bir sürenin sonunda şimşekler çaktı beynimde. Elimi şıklatarak tabii yaa dedim. Nasıl anlamadıysam. Gong yoo benim görevlerimin aynısını yapıyor ve bana gönderiyordu. Gong Yoo görevleri yapmaya 2 yıl önce yani yapılması gereken asıl tarihte başlamış şimdi ise bana gönderiyordu. Benden de fotoları göndermemi istiyordu. Belki de tüm fotoları gönderirsem geri gelecekti.

Ah min ah 2 yıl önce yapsaydın şunu şimdi Gong yoo yanında olabilirdi dedim. İçimde büyüyen suçluluk ve özlemle hırsla görevlerime sarılma kararı aldım. Yarın erkenden sporumu yapıp, çocuk esirgemeye gidip ardından sokak ortasında şarkı söyleyecektim. Bunun için iyice dinlenmem gerekiyordu. Uri min ah fighting dedim ve uyudum.

Zamanla spor yapmaya alıştığım için artık tempolu bir şekilde Hyun ile koşuyordum. Yanımda Hyun olsa da benim aklımda şarkı vardı. Nasıl söyleyeceğimi düşünmekten sessizleşmiştim. Hyun aklımda bir şeylerin olduğunu anlamış olacak ki “ bugün neyin var Min Ah? Sanki aklını meşgul eden bir şey varmış.” Gibi dedi.

Hyun un sözleriyle söyleyip söylememe arasında ikilem yaşadım. Dün aldığım daha cesur şarkı söyle kararı ile hayır şimdi yapma diyen iç sesim arasında gidip gelsem de hyun a söyleme kararı aldım.

“hmm.. şeyy.. ben bugün gangnam da şarkı söyleyeceğim de. Onun stresi var üzerimde” dedim.

Hyun o muhteşem gözlerini kocaman açarak “ İnanamıyorum Min Ah! Bu çok güzel bir haber. Bende gelip dinleyebilir miyim” dedi.

“hıhı dinleyebilirsin sorun yok. “ dedim iç sesimi duymazdan gelerek.

Çocuk esirgemede Hyun neden şarkı söyleyeceğim ile ilgili bir çok soru sordu. Sorularını ya geçiştirdim ya da duymazdan geldim.
Sonunda beklenen büyük ana gelmiştik. Gangnam da bir caddenin ortasındaydık ve bir sürü insan geçiyordu. Caddenin ortasında Hyun ile durmuş sürekli değişen ama bana göre hiç değişmeyen insan sürüsüne baktım. Bilmediğim bir şekilde bunca insanı yok sayarak şarkı söylemem gerekiyordu.

Sonunda bununla yüzleşmem gerektiğini anlayınca Hyun dan beni bir kamera ile çekmesi için uzağa gitmesini rica ettim.
Kulaklığımı kulağıma taktım ve parmağımı play tuşunda hazır beklettim. Gözerimi kapatarak derin bir nefes aldım. Onları görmüyor ve duymuyordum. Şu an camdan bir odanın içinde ed sheeran ın sesi ve benim sesim yalnızdı. Cam odanın dışında da başka bir oda daha vardı ve orada beni duymayan birçok insan vardı. Böyle düşünmek içimi rahatlatınca hazırda beklettiğim parmağım ile playe bastım.

Kısa bir sessizliğin ardında Ed in sesi duyulunca yalnızken hep yaptığım gibi şarkıya eşlik etmeye başladım. Sesim benden bağımsız hareket ederek her zaman yaptığı gibi söylüyordu şarkıyı. Kendimi caddede değil de odamda gibi hissetmeye başlayınca gözlerimi açtım. Etrafıma toplanmış insanlar bana bakıyordu. Gözlerinde hayranlık dolu mu  yoksa delisin sen der gibi pek anlayamadığım bir bakış vardı. Kısa bir tereddütün ardından ‘Give me love’ diye bağırdım. Şarkının 2. Yarısında gözlerim açık daha da coşarak ve daha da yüksek sesle şarkımı söyledim. Şarkı bittiğinde insanların alkışladığını duydum.
Yaptığım şeyin şokundan hala çıkamadığım için insanlara kocaman gülümsedim. Ağzımdan teşekkürler gibi basit bir kelime bile çıkmaz olmuştu. Ben bu şaşkınlığı yaşarken birisi bana kocaman sarıldı.

Ay daha ilk günümden çılgın bir fanım oldu derken sarılan kişinin Hyun olduğunu gördüm. Şaşkınlık üstüne bir şaşkınlık! Her şaşkın insanın hata yapması gibi ben de Hyun un sarılışına eşlik etmeyi unuttum. Hyun tek kişilik sarılmasını bitirdikten sonra ellerimden tutup “ harikaydın Min Ahé dedi.

Biraz olsun kendime gelmeye başlayarak teşekkür edebildim Hyun a.

Eve gidince Hyun un çektiği videoyu izledim. İzlerken birkaç yerde hata yaptığımı fark etsem de önemli olan ilettiklerimdi diye düşündüm. Sonra bunu bir Cd yapıp Gong Yoo ya göndermek için hazırladım.

 Şimdiye kadar 6 tane görev yapmıştım. Erkek halimin fotoğrafını gönderdiğim için diğer görevlerimin fotoğraflarını farklı zarflara koyarak Gong Yoo ya yolladım.

İçimdeki beni özgür bırakmama yardım eden Gong Yoo ya çok minnettardım. Eğer Gong Yoo olmasaydı insanların önünde şarkı söyleyip o muhteşem duyguyu tadamazdım. Dünyaya sanki bir bebek getirmiş gibiydim. İnsanlara gösterebilecek bir yeteneğim vardı ve ben bunu insanlara göstermeyerek büyük bir hata yaptığımı anlamıştım. Bunca yıl kendimi kelimelerle ifade edemediğim durumlarda şarkılarla ifade edebilirdim. Ama artık hatamı anlamıştım. Bundan sonra sahne fobisi denilen şey yoktu bende. Herkes sahneden korkar. Dünyaca ünlü starlar bile hala sahneye çıkarken heyecanlandıklarını söylüyordu. Onlar bile heyecanlanıyorsa ben heyecan yapmışım çok mu?

Huzurla ve minnettarlıkla görevimin üstünü çizip derin bir uykuya daldım.

Sabah sporumdan sonra  evde bir zarf daha buldum. Bu sefer hangi görevi yapmış diyerek zarfı açtım. Fotoğrafta spor kıyafetleri ile adeta ışık saçan Gong Yoo vardı. Demek spor görevini çekmişti. Kaslarına bakacak olursak bu görev onun için çok sıradan bir görev gibi duruyordu. Küçükken bile çok sportifti Gong Yoo. Kendi spor fotoğrafımı bulup ikimizin fotoğrafını yan yana koyup sanki birlikte çekilmiş havası verdim. İç geçirerek birlikte spor yapacağımız günlerin yakın olmasını diledim.

Sıra gelmişti yeni göreve Min Ah!

7.GÖREV: BENİ BEKLE MİN AH. SENİN İÇİN DÖNECEĞİM

Görev kağıdı elimde gözyaşlarım akmaya başladı. O gelecekti artık biliyordum. Araya giren bunca yıla rağmen beni unutmamıştı.görevleri bile zamanında yapmıştı. Ben ise Gong yoO yu çok özlüyorum yalanıyla kendimi avutup onu unutmuştum.

Kendimi suçlayarak uzun bir süre ağladım. Ağlarken bir yandan da kararlar alıyordum evet bu görevi yapabilirdim. Gong yoo yu bekleyebilirdim. Düşüncelerimi ve beni sarsan Hyun faktörü varsa var ne olmuş. Daha önceki görevlerden de anlaşılacağı gibi Gong Yoo hep benim için iyisini bilirdi. Eğer bana beklememi söylüyorsa bu da benim içindi.

Hyun dan hoşlanıyordum bu bir gerçekti. Gong Yoo yu da özlüyordum bu da gerçekti. Peki ben ne yapacaktım? Yıllarca görmediğim çocukluk aşkımı sevmeye devam mı edecektim yoksa mükemmel erkeğin vücut bulmuş hali olan Hyun u mu sevecektim?

Duygularımdan ve ne istediğimden emin olmadığım için bir hafta boyunca kendimi eve kapadım. Yemek için odamdan çıktığımda annem bana zarf veriyordu. İlk açtığım zarfta Gong Yoo yoktu. 2 kişi sarılmış mutlulukla bakıyordu. Oğlanın üstünden bir ok çıkartan Gong Yoo en iyi arkadaşım yazmıştı.

Demek ki bu benim henüz çekmediğim bir göreve ait olan resimdi.

2.resimde Gong Yoo 40 lı yaşlarındaki bir adamla yemek yiyordu. Bu görev de rol modeli ile akşam yemeğine ait olmalıydı.

Sonuncu zarfta yine bir Cd vardı. Gong Yoo kalabalık bir caddede gitarıyla bilmediğim bir şarkıyı söylüyordu. Doğrudan kameraya baktığı için sanki bana bakarak söylüyormuş gibi hissettim ve bir duygu patlaması daha yaşadım. Şarkı biterken yazan ve söyleyen Gong Yoo yazısını görünce şaşırdım. Demek kendisi yazmıştı şarkıyı. Sesi çok güzel olduğu için sözlere pek dikkat etmemiştim bu yüzden yeniden oynat yaptım.

“Beni seven küçük kız saklısın anılarımda.
Seni hapsettim kalbime
Seni… seni kalbime…
……
Oyun arkadaşım küçük kız
Saklambaç oyununu bitirelim
Sen ebesin ben saklanan
Bul beni anılarında anılarımda anılarımızda
Bekle beni her zamanki yerde”

Sözler benim için yazılmıştı. Gong Yoo onu beklememi istiyordu şarkısında da. Çocukluğumun uzak aşkı olmaktan çıkıp hayatımın aşkı olmak için yola çıkacaktı Gong Yoo. Artık bana uzak almayacağını yakında döneceğini düşünüyordum. Bunu kanıtlamak için duygu selinden kurtulup gönderdiği zarfları dizdim.
1.     1)  Venedik’ de Gong Yoo ?
2.      2)Kız kılığındaki Gong Yoo(+)
3.       3)Çocuklarla Gong Yoo(+)
4.       4)Hayatının Filmi(+)
5.       5)Spor yapan Gong Yoo(+)
6.       6)En iyi arkadaşı?
7.       7)Rol modeli ile yemek yiyen Gong Yoo(+)
8.       8)Şarkı söyleyen Gong Yoo(+)
9.       9)?? beni bekle??


Kendi yaptığım görevlerin yanına artı koydum. Henüz çekmediklerime soru işareti koydum. Benim yaptığım ama Gong Yoo nun yapmadığı görevi de soru işaretleriyle yazınca geriye ikimizin de çekmediği tek görev kaldığı gördüm. Bilinmeyen bir 10. Görev sonrası Gong Yoo gelecekti. Bunu anlamıştım artık.



Benim şu an yapmam gerekense Gong Yoo yu beklemek ve bu süre boyunca diğer görevlerimden yapmak olacaktı. Bu yüzden Gong Yoo nun beni bekle görevini yapma kararı aldım. Görevin üstüne çarpı yapıp onu da yapılmış yada yapılmakta olanlar listesine aldım.

Yeni görev için hazırdım. Belki bilmediğim tek görevi seçerim diyerek heyecanla açtım görevimi.


8.GÖREV: EN YAKIN ARKADAŞININ BİR DİLEĞİNİ YAP




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder