- Uçurumun kenarına gelmiştim işte herşey buraya kadardı. O gitmişti kalbimle birlikte. Ben şimdi nasıl yaşayabilirdim ki? Doktorlar da söylemez mi kalp giderse insan yaşayamaz diye. Kalp ölümüm gerçekleştikten sonra beyin ölümümü beklemenin kime ne faydası var ? Aşk buydu işte 'kaybetmek'. Kim kazanmıştı ki aşkı ben kazanayım ? Ben onu bunca yıl beklemişken o şimdi evleniyordu bugün. Onca sene kapamıştım kalbimi herkese belki geri gelir diye. Her gece onu düşünmezsem ihanet etmiş gibi hissederdim kendimi. Yanımda değildi belki ama her an kalbimdeydi. O bunları bilmiyor ve bilmeyecek de ama bu neyi değiştirir ki !? Hiç kimse bilmezdi belki ama kalbim yanardı her gün. Bana umut vermemişken böyle yanan kalbim umut verseydi ne yapardı? Dayanamazdı herhalde. Kalbim yılda bir yada iki kere gördüğün kişiyi unutamamayı nasıl başardın? Sorarım sana nasıl başardın !? Kalbime oscar verilmeli o bunu hak etti. 17 yıl boyunca tek bir kişiyi sevdi hemde o kişinin kendisini sevmediğini bile bile. İçinde hep bir umut vardı 'ya beni severse' ama artık ümidin kalmadı sayın kalbim. O evleniyor !!! En yakın arkadaşım Eun Hye " Geçer zamanla daha ömrünün yarısına bile gelmedin nereden biliyorsun kalbinin sadece onu sevmeye devam edeceğini ? Şimdi o gidince herşey bitmiş gibi geliyor sana ama insanlar nelere alışıyor elbet buna da alışırsın. Kim demiş aşk bir kere yaşanır diye yalan, aşk iki kere de yaşanır , üç kere de yaşanır hatta yüz kere de yaşanır. Bir gün gelecek ve şöyle diyeceksin ' ya ben ne salakmışım tüm hayatımı nasıl ona bağlamışım?' o gün ben sana güleceğim salak diye " diyor. Belki Eun Hye haklıdır belki de sadece bana teselli vermeye çalışıyordur. Bilemiyorum ve galiba bilemeyeceğim çünkü hayatımın devamı diye birşey olmayacak artık. Elveda hayat hoşçakal! Sen bana adil davranmadın. Önceki hayatımda ne günah işledim de bana bunları yaşattın bilmiyorum ama umarım bir daha ki hayatım güzel olur... ############## BİTTİ ############## Yok canım ne bitmesi ( Emre Aydın - yine de senden alıntıdır :))) ) Saçlarım rüzgara yenik düşmüş bir şekilde savruluyordu. Ben hayata yenildim , saçlarım rüzgara yenildi , bedenim de yerçekimine yenik düşecek. Çok ironik değil mi !? Gözlerimi yavaşça kapadım dudaklarımdaki küçük gülümseme ile. Bu hayata başlarken ağlamıştım, veda ederken gülmem gerek. Derin bir nefes al Min Ah bu senin son nefesin. "Öğyetmenin öğyetmenim" Bu ses de neydi böyle. Arkamı döndüğümde öğrencim Kim Joo Won eteğimi çekiştiriyordu yüzünde korku ve heyecan ile. " Öğyetmenim ne yapıyoysunuz buyda? Noluy yanıma gelin! O demiyleye neden çıktınız ki ? Bakın aşağıda kocaman biy nehiy vay! Ayağınız kayıp düşeyşeniz ben napayım sonya. Zaten annemde öldü bıyaktı beni şimdi ikinci annem dediğim şizde beni bıyakmayın beni! Üüüüü " Yaşına göre çok olgun konuşması beni şaşırtmıştı. Ama işte acılar bedavaydı ve insanı olgunlaştırıyordu. Kendime herşeyi yapabilirdim ama küçük bir çocuğun kalbini kıramazdım. Hayat onu yeterince üzmüşken ben de üzemezdim. Gülümseyerek demirlerden indim. Öğrencimin gözyaşlarını silerek " Üzülme sen ben hep yanındayım tamam mı? Hmm sen tek başına ne yapıyorsun buralarda bakayım ? " dedim. " Ben yalnız değilim ki öğyetmenim babam buyada bakın. Baba bak öğyetmenim gelip tanışsana" demesiyle uzun boylu, kahverengi saçlı , süper ötesi yakışıklı, atletik vücutlu harika bir insanın yanımıza gelmesi bir oldu. Aman tanrım bu insan mıydı ?? Aisshhh yanaklarım niye kızardınız ki şimdi siz ? Ayrıca kalbim sen davul değilsin kalpsin düm tek tek atma bakayım. " Merhaba ben Kim Hyun joong." " Bende Park Min Ah, Kim Joo Won un öğretmeniyim." 10 AY SONRA Yuppi yine gelmiş. Heyyo ben süper bir öğretmenim. Okula hiç gelmeyen bir ebeveyni okul müptelası yaptım. Harika mıyım neyim ?
- Size bir sır vereyim mi? Galiba ben o ebeveyne aşığım. Aşığım işte aşığım var mı ? Ufak bir hatırlatma kim demiş aşk bir kere yaşanır diye yalan tamamiyle yalan. Siz siz olun yok sevgilimden ayrıldım yok o beni sevmiyor diye boşa gözyaşı döküp üzmeyin kendinizi. BİRİ GİDER BİRİ GELİR...
KÜÇÜK DAL
Gün ışığı ile içinde birçok renk içeren saçlarımın rüzgarla
savruluşunu elimdeki ayna ile izliyorum. Kafamdaki düşünceler de saçlarım gibi
ordan oraya savruluyor. Havada toprak kokusu var yağmur yağacak gibi. İşte yine
kötü bir şey diye düşünüyorum. Yağmuru, karı dolayısıyla kışı sevemedim ben. Benim
mevsimim olamadı kış. Üzgünüm kış bizimle değilsin diyorum üç hayırla onu
göndermeye çalışıyorum ama o beni dinlemiyor inatla hayatımda yer almaya devam
ediyor.
Yavaşça elimdeki aynayı bırakıp derin bir offf çekiyorum. Düşüncelerim
beni boğmaya başladığında düşüncelerimi oflayarak göndermeye çalışırım. Gün içinde
bir çok kez oflarım o yüzden. Niye ben de diğer insanlar gibi mutlu olamıyordum
anlamıyorum. Bir şeyler eksikti, bir yerlerde hata vardı ama neydi? Hiç bir
fikrim yok.
Belki de problem bendeydi. Problemleri üstüne çeken bir
şanssızlık makinasıydım. Yaşadıklarım için bir günah keçisi lazımdı. O günah
keçisi de galiba ben oluyordum. Her yaşanan kötü olaydan sonra yine kendimi
suçlayıp etrafımda duvarlar örüyordum. Duvarlarımı ördükçe mutsuzluklarım
artıyordu ve ben çözümü bildiğim halde bir şey yapamıyordum. Kendi hayatımda
kapana kısılmışçasına bir hayat yaşıyorum kısacası.
Bugün de bir önceki gün gibi ondan önceki gün gibi ve ondan
ondan önceki gün gibi monoton sıkıcı bir hayata gözlerimi açtım. Dün gece
aklıma gelen düşüncelerden dolayı çok uyuyamamıştım ve bu durum bir kat daha
mutsuz yapmıştı beni. Rituel haline
gelmiş alışkanlıklarımı yapıp o boğucu sıkıcı işyerime yani hastaneme gitmek
için kalbimi sürükleyerek yola çıktım.
Yine her zamanki müzikler çalıyordu radyoda bu bile benim
canımı sıkmıştı. Yeter artık bu monotonluk sıkıcılık bana ağır geliyor alın
bunları benden diye bağırasım vardı ama tuttum kendimi. Onun yerine yine derin
bir off çektim.
Yavaşça akan trafikte radyoyu kapatıp kendim şarkı söylemeye
başladım. Bu durum biraz olsun üstümdeki ağırlığı hafifletmişti. Sanki şarkı
söylerken evrene bak hala sesim çıkıyor diyordum. Küçük bir isyandı. Herşeyi düzeltemiyordu
ama günü kurtarabilirdi benim için. Ben de bu yüzden uçuruma düşmemek için o küçücük
dala sıkıca tutundum. Hatta biraz daha cesaret bulup hafifçe güldüm kendime.
Trafik akıp giderken birden bir gümbürtü duyuldu. Birisi arkadan
arabama çarpmıştı. Her an bozulmaya hazırlıklı olan sinirlerim gerildi. Sinirle
arabadan indim şu monoton hayata inat gülümsediğim anda hangi gerizekalı gelip
arabama çarptı diye düşündüm. Her kimse o babam bile olsa acımam dava eder
döverim diye düşünüyordum. Bana çarpan
arabadan uzun boylu bir erkek çıktı. Sinirle ona bakıyordum her an bağırmaya
başlayabilirdim. İşaret parmağımı kaldırıp kızmaya başlayacakken eğilip
“ Hanımefendi çok ama çok özür dilerim. Biliyorum gününüzü
mahvettim ama gerçekten çok üzgünüm. Hatamı telefi etmek için herşeyi yapmaya
hazırım. İsterseniz önce siz sigorta şirketini arayın gelip arabanızı alsınlar
ben de sizi gideceğiniz yere götüreyim” dedi nazikçe.
Bu sözler karşısında söyleyeceklerim aklımdan uçup gitti. Dediği
gibi sigorta şirketini aradım ve onlar arabayı aldıktan sonra onun nazik
teklifini kıramayıp beni hastaneye götürmesine izin verdim.
Arabaya binince bana dönüp “ Lee Seung Gi” dedi bende
anlamayıp “ Efendim?” dedim.
“İsmim Lee Seung Gi” deyip karizmatik bir şekilde
gülümseyince yerin dibine girmek istedim. Onun hala bana baktığını
görünce soran gözlerle ona baktım.
“Sizin isminiz ne?”
“Aa pardon ben de Park Min Young” deyip bir kez daha yerin
dibini araştırmaya başladım.
Yol boyunca müzikten, hobilerden gibi sıradan muhabbetler
ettik ve bir çok ortak noktamızı keşfettik. O da benim gibi resim tutkunuymuş
ve hatta elinde haftaya olacak sergi için iki bilet varmış. Eğer uygunsam
onunla gelmemi istermiş.
Çok ilginçti ben o kadar etrafına duvarlar ören Min
Young arabama çarpan bir yabancıyla uzun uzun konuşuyordum ve gülüyordum. O an
onunla konuşurken bir yabancıyla değil de ikinci yarım ile konuşuyor gibi
hissettim ve bu yüzden teklifini düşünmeden kabul ettim. Böylece hayatımın en
büyük adımını atmış oldum.
O günden sonra malum bildiğiniz klasik hikaye işte. Sergiler,
tiyatrolar, yemekler derken ilk anda beğenmeyle başlayan ilişkimiz aşka
dönüştü. Bu aşk da evliliğe ve üç çocuğa dönüştü. Yani şu anda ben o mutsuz Min
Young dan farklı olarak mutlu, evli ve anneydim.
Şimdi düşünüyorum da o anları
da yaşamam gerekiyordu. Eğer o anlar olmasaydı Seung Gi benim kahramanım
olamayacaktı. O hayatıma girseydi bile beni kötü şeylerden kurtarmadığı sürece
kahraman olamazdı. Masallarda da durum böyledir. Prens hep prensesi bir
şeylerden kurtarır ve böylece prensesin kahramanı olur. İşte Seung Gi de beni
monotonluktan kurtararak bana yaşamayı öğretti ve benim kahramanım oldu. o
kahraman da benim düşüncelerime göre o günkü gülümseyişime hediye olarak
hayatıma girmişti. O yüzden siz de benim yaptığım gibi hayat size zorluk
çıkardığında küçük de olsa bir dal bulun ve o dala tutunup hayata isyan edin. Belki
o isyan size masallarınızın kapılarını açar bana yaptığı gibi…

.jpg)
