22 Aralık 2013 Pazar

BİR ZAMANLAR YAZDIKLARIM :))




  • MONOTONLAŞAN ACILAR
    Sabah uyandığımda huzursuzdum dün geceki kabuslar yüzünden. Sık sık rüya yada kabus görmezdim ama arada bir gelirlerdi işte aklıma , kurtarmaya çalışırken ellerimde titreyerek can veren hayatlar. Kimisinin ağlayanı olmazdı ardından, kimisinin ardından yer gök ağlardı sanki. Yaşlı yada genç fark etmezdi benim için kaybettiğim her hasta için kalbim acırdı.
    Nereden seçmiştim ki bu mesleği belki şimdi öğretmen olsaydım öğrencilerimle koşturup oynardım. Her ölen hastası için üzülen, aksi bir doktor olmazdım. Pişman mıydım ? Bilmiyorum. Yanar döner bir meslekti benimki bir yanım hüzünlerle dolu bir yanım sevinçlerle. Hayata döndürdüğüm her hasta ile de mutlu oluyordum çocuğuna kavuşan bir anne gibi. Mutluluklarım hüzünlerimi nötrleştiriyordu. Ne mutluluğumu yaşayabiliyorum ne hüznümü.
    Sevgilimin hüznünü bile yaşayamamışken başkalarının hüznünü paylaşmak saçma olur değil mi ? Her aklıma gelişinde bir iki damla gözyaşından başka ne dökebiliyorum ki ? Bu kadar mı duygusuzdum yoksa acılara karşı bağışıklık mı kazanmıştım? Bir insanı ellerinin arasında kaybetmek monotonlaşan bir acı mıydı artık benim için?
    Onu kaybettiğim günde monoton bir gündü benim için dört saatlik uyku ile yeni hastalarıma gidiyordum. Mutlu muydum? Galiba. O gün onunla buluşacaktım. Iki haftadır yüzünü görememiştim yoğun hayatım yüzünden. Aptal aptal sırıtarak yürümüyordum belki hastane koridorlarında ama hafif bir kıpırtı vardı kalbimde. Ben bu kıpırtıyı mutluluğa yormuştum ama o kıpırtı beni uyarıyormuş aslında bugün birşeyler olacak dikkatli ol diye. Nereden bilebilirdim ki !?
    Adımın anons edilmesiyle ameliyathaneye koştum. Bonemi giyerken hemşire açıklama yapıyordu.
    " 30 yaşında bay, trafik kazası sonucu kalbine demir bir parça saplanmış "
    Zor bir görev daha beni bekliyordu yaşama şansı yüzde on bile olmayan bir hastayı kurtarmamı bekliyorlardı.
    Hey ordan bakınca süper kahramana mı benziyorum bende bir insanım. Tamam biliyorum melek gibi görünüyorum ama insanım sadece.
    Elimi yumruk yaparak cesaret topladım. Hastanın yanına gelmiştim beni bekliyorlardı. İşte kızım Eun Hye şov zamanı.
    Hani dizilerde yada filmlerde doktor ameliyatta iken arka fondan gerilim müziği çalar ya o yoktu işte. İyi ki de yoktu, olduğunu düşünsenize doktor parçayı alacak ama çalan müzikten elleri titriyor. Her zaman ki gibi kafamdaki dönen saçmalıklara güldüm. Son gülüşüm olduğunu bilseydim boşa harcamazdım belki de.
    Normalde hastanın yüzüne bakmazdım ama o içimdeki aksi, lanet şeytan dürttü işte beni. İnsanların acılarıyla , hatalarıyla mutlu olan şeytan beni gafil ağlamıştı. Yüzü kanlar içindeydi ama ben yine de onu tanımıştım. Hayatımın aşkı Kim Hyun Joong hastam olarak yatıyordu masada.
    Görüşümü bulanıklaştıran gözyaşlarımı gözlerimi kırpıştırarak geri savurdum. Yapamazdım ağlayamazdım şu anda ben bir doktordum ve doktorlar ağlayamaz, ağlamamalı. Son kez yüzüne baktım tüm enerjimi toplayarak ameliyata başladım.
    Ama kahretsin olmuyordu işte yapamıyordum şu küçük demir parçasını alamıyordum kalbinden, ellerim bana ve mesleğime ihanet ediyordu, titriyordu. Internler ve hemşireler bana şaşkın şaşkın bakıyordu. Ben buz prenses Yoon Eun Hye bu hastanenin tek kalp uzmanı ilk defa bir ameliyatta ellerime söz geçiremiyordum.
    Yüzüne bir daha bakmak istedim ama kendimi kaybetmekten korktum. Korkuyla elimi kalbine yaklaştırdım. Gözyaşımın akmasına izin verdim. Bir damla gözyaşım ellerine düştü benden son hediye ve son dokunuş aşkımıza. Küçük demir parçasını cımbızla alarak inceledim. Bu küçücük parça ne kadar yakmıştı canımı. Yok etmeliyim bu parçayı. Ben parçaya yapacağım işkenceleri düşünürken bir anda herşey durdu sanki.
    Ekrana baktığımda kalbinin durduğunu gördüm. Herkesin yüzünü bir hüzün kapladı. Hayır olamaz bitemez o gidemez beni bırakamaz ki. Neden böyle umutsuz bakıyor böyle bunlar birşeyler yapsalar ya!
    Dudaklarımdan küçük bir umutla " şok " kelimesi çıktı benimki küçük bir çocuğun kırılan vazoyu yapıştırmak istemesi gibi imkansızdı. Kafamı anlıyorum dercesine salladım. Bu benim yakınlarımdan üçüncü kişi, ben yanındayken hayata veda eden. Lanetli uğursuz ben! Ve sonrası büyük bir karanlık...
    Görüyordum ,anlıyordum, acı çekiyordum ama birşey yapamıyordum ağlayamadım bile. Onu götürürlerken masadan sarkan elini tutup ağlamak istedim. İstedim ama yapamadım tutamadım elini.
    Öğrendiğime göre bana sürpriz yapmak isterken kaza geçirmişti. Bazen diyorum belki geçen haftaki buluşmamızı unutmamış olsaydım o da bana sürpriz yapmak zorunda kalmazdı. Keşke unutmasaydım keşke ağlasaydım ama keşkeleri de yasakladım kendime.
    Mutlu yada hüzünlü değilim. Her yeni günde o gün insanlara karşı nasıl davranacağımı uykularıma göre karar veriyorum. Ve bugünde aksi olacağım galiba. Kalbimin üstünde asılı duran küçük demir parçası ile hastane kokusuna karışma zamanıydı yine...





  • YENİ BİRİ

  • Uçurumun kenarına gelmiştim işte herşey buraya kadardı. O gitmişti kalbimle birlikte. Ben şimdi nasıl yaşayabilirdim ki? Doktorlar da söylemez mi kalp giderse insan yaşayamaz diye. Kalp ölümüm gerçekleştikten sonra beyin ölümümü beklemenin kime ne faydası var ? Aşk buydu işte 'kaybetmek'. Kim kazanmıştı ki aşkı ben kazanayım ? Ben onu bunca yıl beklemişken o şimdi evleniyordu bugün. Onca sene kapamıştım kalbimi herkese belki geri gelir diye. Her gece onu düşünmezsem ihanet etmiş gibi hissederdim kendimi. Yanımda değildi belki ama her an kalbimdeydi. O bunları bilmiyor ve bilmeyecek de ama bu neyi değiştirir ki !? Hiç kimse bilmezdi belki ama kalbim yanardı her gün. Bana umut vermemişken böyle yanan kalbim umut verseydi ne yapardı? Dayanamazdı herhalde. Kalbim yılda bir yada iki kere gördüğün kişiyi unutamamayı nasıl başardın? Sorarım sana nasıl başardın !? Kalbime oscar verilmeli o bunu hak etti. 17 yıl boyunca tek bir kişiyi sevdi hemde o kişinin kendisini sevmediğini bile bile. İçinde hep bir umut vardı 'ya beni severse' ama artık ümidin kalmadı sayın kalbim. O evleniyor !!! En yakın arkadaşım Eun Hye " Geçer zamanla daha ömrünün yarısına bile gelmedin nereden biliyorsun kalbinin sadece onu sevmeye devam edeceğini ? Şimdi o gidince herşey bitmiş gibi geliyor sana ama insanlar nelere alışıyor elbet buna da alışırsın. Kim demiş aşk bir kere yaşanır diye yalan, aşk iki kere de yaşanır , üç kere de yaşanır hatta yüz kere de yaşanır. Bir gün gelecek ve şöyle diyeceksin ' ya ben ne salakmışım tüm hayatımı nasıl ona bağlamışım?' o gün ben sana güleceğim salak diye " diyor. Belki Eun Hye haklıdır belki de sadece bana teselli vermeye çalışıyordur. Bilemiyorum ve galiba bilemeyeceğim çünkü hayatımın devamı diye birşey olmayacak artık. Elveda hayat hoşçakal! Sen bana adil davranmadın. Önceki hayatımda ne günah işledim de bana bunları yaşattın bilmiyorum ama umarım bir daha ki hayatım güzel olur... ############## BİTTİ ############## Yok canım ne bitmesi ( Emre Aydın - yine de senden alıntıdır :))) ) Saçlarım rüzgara yenik düşmüş bir şekilde savruluyordu. Ben hayata yenildim , saçlarım rüzgara yenildi , bedenim de yerçekimine yenik düşecek. Çok ironik değil mi !? Gözlerimi yavaşça kapadım dudaklarımdaki küçük gülümseme ile. Bu hayata başlarken ağlamıştım, veda ederken gülmem gerek. Derin bir nefes al Min Ah bu senin son nefesin. "Öğyetmenin öğyetmenim" Bu ses de neydi böyle. Arkamı döndüğümde öğrencim Kim Joo Won eteğimi çekiştiriyordu yüzünde korku ve heyecan ile. " Öğyetmenim ne yapıyoysunuz buyda? Noluy yanıma gelin! O demiyleye neden çıktınız ki ? Bakın aşağıda kocaman biy nehiy vay! Ayağınız kayıp düşeyşeniz ben napayım sonya. Zaten annemde öldü bıyaktı beni şimdi ikinci annem dediğim şizde beni bıyakmayın beni! Üüüüü " Yaşına göre çok olgun konuşması beni şaşırtmıştı. Ama işte acılar bedavaydı ve insanı olgunlaştırıyordu. Kendime herşeyi yapabilirdim ama küçük bir çocuğun kalbini kıramazdım. Hayat onu yeterince üzmüşken ben de üzemezdim. Gülümseyerek demirlerden indim. Öğrencimin gözyaşlarını silerek " Üzülme sen ben hep yanındayım tamam mı? Hmm sen tek başına ne yapıyorsun buralarda bakayım ? " dedim. " Ben yalnız değilim ki öğyetmenim babam buyada bakın. Baba bak öğyetmenim gelip tanışsana" demesiyle uzun boylu, kahverengi saçlı , süper ötesi yakışıklı, atletik vücutlu harika bir insanın yanımıza gelmesi bir oldu. Aman tanrım bu insan mıydı ?? Aisshhh yanaklarım niye kızardınız ki şimdi siz ? Ayrıca kalbim sen davul değilsin kalpsin düm tek tek atma bakayım. " Merhaba ben Kim Hyun joong." " Bende Park Min Ah, Kim Joo Won un öğretmeniyim." 10 AY SONRA Yuppi yine gelmiş. Heyyo ben süper bir öğretmenim. Okula hiç gelmeyen bir ebeveyni okul müptelası yaptım. Harika mıyım neyim ? 
  • Size bir sır vereyim mi? Galiba ben o ebeveyne aşığım. Aşığım işte aşığım var mı ? Ufak bir hatırlatma kim demiş aşk bir kere yaşanır diye yalan tamamiyle yalan. Siz siz olun yok sevgilimden ayrıldım yok o beni sevmiyor diye boşa gözyaşı döküp üzmeyin kendinizi. BİRİ GİDER BİRİ GELİR...




KÜÇÜK DAL

Gün ışığı ile içinde birçok renk içeren saçlarımın rüzgarla savruluşunu elimdeki ayna ile izliyorum. Kafamdaki düşünceler de saçlarım gibi ordan oraya savruluyor. Havada toprak kokusu var yağmur yağacak gibi. İşte yine kötü bir şey diye düşünüyorum. Yağmuru, karı dolayısıyla kışı sevemedim ben. Benim mevsimim olamadı kış. Üzgünüm kış bizimle değilsin diyorum üç hayırla onu göndermeye çalışıyorum ama o beni dinlemiyor inatla hayatımda yer almaya devam ediyor.

Yavaşça elimdeki aynayı bırakıp derin bir offf çekiyorum. Düşüncelerim beni boğmaya başladığında düşüncelerimi oflayarak göndermeye çalışırım. Gün içinde bir çok kez oflarım o yüzden. Niye ben de diğer insanlar gibi mutlu olamıyordum anlamıyorum. Bir şeyler eksikti, bir yerlerde hata vardı ama neydi? Hiç bir fikrim yok.

Belki de problem bendeydi. Problemleri üstüne çeken bir şanssızlık makinasıydım. Yaşadıklarım için bir günah keçisi lazımdı. O günah keçisi de galiba ben oluyordum. Her yaşanan kötü olaydan sonra yine kendimi suçlayıp etrafımda duvarlar örüyordum. Duvarlarımı ördükçe mutsuzluklarım artıyordu ve ben çözümü bildiğim halde bir şey yapamıyordum. Kendi hayatımda kapana kısılmışçasına bir hayat yaşıyorum kısacası.

Bugün de bir önceki gün gibi ondan önceki gün gibi ve ondan ondan önceki gün gibi monoton sıkıcı bir hayata gözlerimi açtım. Dün gece aklıma gelen düşüncelerden dolayı çok uyuyamamıştım ve bu durum bir kat daha mutsuz yapmıştı beni.  Rituel haline gelmiş alışkanlıklarımı yapıp o boğucu sıkıcı işyerime yani hastaneme gitmek için kalbimi sürükleyerek yola çıktım.

Yine her zamanki müzikler çalıyordu radyoda bu bile benim canımı sıkmıştı. Yeter artık bu monotonluk sıkıcılık bana ağır geliyor alın bunları benden diye bağırasım vardı ama tuttum kendimi. Onun yerine yine derin bir off çektim. 

Yavaşça akan trafikte radyoyu kapatıp kendim şarkı söylemeye başladım. Bu durum biraz olsun üstümdeki ağırlığı hafifletmişti. Sanki şarkı söylerken evrene bak hala sesim çıkıyor diyordum. Küçük bir isyandı. Herşeyi düzeltemiyordu ama günü kurtarabilirdi benim için. Ben de bu yüzden uçuruma düşmemek için o küçücük dala sıkıca tutundum. Hatta biraz daha cesaret bulup hafifçe güldüm kendime.

Trafik akıp giderken birden bir gümbürtü duyuldu. Birisi arkadan arabama çarpmıştı. Her an bozulmaya hazırlıklı olan sinirlerim gerildi. Sinirle arabadan indim şu monoton hayata inat gülümsediğim anda hangi gerizekalı gelip arabama çarptı diye düşündüm. Her kimse o babam bile olsa acımam dava eder döverim diye düşünüyordum.  Bana çarpan arabadan uzun boylu bir erkek çıktı. Sinirle ona bakıyordum her an bağırmaya başlayabilirdim. İşaret parmağımı kaldırıp kızmaya başlayacakken eğilip

“ Hanımefendi çok ama çok özür dilerim. Biliyorum gününüzü mahvettim ama gerçekten çok üzgünüm. Hatamı telefi etmek için herşeyi yapmaya hazırım. İsterseniz önce siz sigorta şirketini arayın gelip arabanızı alsınlar ben de sizi gideceğiniz yere götüreyim” dedi nazikçe.

Bu sözler karşısında söyleyeceklerim aklımdan uçup gitti. Dediği gibi sigorta şirketini aradım ve onlar arabayı aldıktan sonra onun nazik teklifini kıramayıp beni hastaneye götürmesine izin verdim.

Arabaya binince bana dönüp “ Lee Seung Gi” dedi bende anlamayıp “ Efendim?” dedim.

“İsmim Lee Seung Gi” deyip karizmatik bir şekilde gülümseyince yerin dibine girmek istedim. Onun hala bana baktığını görünce soran gözlerle ona baktım.

“Sizin isminiz ne?”

“Aa pardon ben de Park Min Young” deyip bir kez daha yerin dibini araştırmaya başladım.

Yol boyunca müzikten, hobilerden gibi sıradan muhabbetler ettik ve bir çok ortak noktamızı keşfettik. O da benim gibi resim tutkunuymuş ve hatta elinde haftaya olacak sergi için iki bilet varmış. Eğer uygunsam onunla gelmemi istermiş. 

Çok ilginçti ben o kadar etrafına duvarlar ören Min Young arabama çarpan bir yabancıyla uzun uzun konuşuyordum ve gülüyordum. O an onunla konuşurken bir yabancıyla değil de ikinci yarım ile konuşuyor gibi hissettim ve bu yüzden teklifini düşünmeden kabul ettim. Böylece hayatımın en büyük adımını atmış oldum.

O günden sonra malum bildiğiniz klasik hikaye işte. Sergiler, tiyatrolar, yemekler derken ilk anda beğenmeyle başlayan ilişkimiz aşka dönüştü. Bu aşk da evliliğe ve üç çocuğa dönüştü. Yani şu anda ben o mutsuz Min Young dan farklı olarak mutlu, evli ve anneydim. 

Şimdi düşünüyorum da o anları da yaşamam gerekiyordu. Eğer o anlar olmasaydı Seung Gi benim kahramanım olamayacaktı. O hayatıma girseydi bile beni kötü şeylerden kurtarmadığı sürece kahraman olamazdı. Masallarda da durum böyledir. Prens hep prensesi bir şeylerden kurtarır ve böylece prensesin kahramanı olur. İşte Seung Gi de beni monotonluktan kurtararak bana yaşamayı öğretti ve benim kahramanım oldu. o kahraman da benim düşüncelerime göre o günkü gülümseyişime hediye olarak hayatıma girmişti. O yüzden siz de benim yaptığım gibi hayat size zorluk çıkardığında küçük de olsa bir dal bulun ve o dala tutunup hayata isyan edin. Belki o isyan size masallarınızın kapılarını açar bana yaptığı gibi…


REPLİKLER

Gelecek hayallerin yaşamını idame ettirmek için ne yapabileceğinle ilgilidir. Neredeyse büyüdün ama eğer boş hayallere sahipsen seninle kim ilgilenecek. Bu yüzden en kolay hayalini gerçekleştirmek zorundasın. Eğer ulaşamayacağın bir hayali hedeflersen bu canını yakar. Boş tutkulardan geriye mide ekşimesi kalır. Bu yüzden karşılıksız aşk aptalcadır. Eğer senden hoşlanan bir adamla tanışırsan bu acısızdır ve zamanını kurtarır. Hadi ne yapmak istediğini değil ne yapabileceğini bulalım. Sadece bir kez yaşıyorsun.

Answer to 1997

Aşk kendi yarından vazgeçip bu kısmı onun yarısıyla tamamlamak sanırdım. O aşktan kendi kasvetli ve karanlık yanından utandığı için korkuyordu. Sonunda aşkın iki eksik tarafın birbirini tamamlaması olduğunu fark etti.

The Flower Boy Next Door


Japonya küçük bir ülke olduğundan az yer kaplayan şeyler gerekli hale geldi. Cep telefonları, dijital kameralar, laptoplar veee erkekler. Küçük adamların çağı nihayet doğdu. 

Lovely Complex


Sayın yargıç, az önce sanığın yerinde olmanın nasıl bir duygu olduğunu tecrübe ettiniz. Sanık gibi, ne söylerseniz söyleyin diğer insanlar sizi duymuyor. 50 saniye içinde sinirlenip masaya vurdunuz.

Söylediklerimi diğer insanlar duymazsa tekrar yüksek sesle söylerim. Ama hala duymazlarsa daha yüksek sesle konuşurum. Yine duymazlarsa, o zaman sinirlenir sayın yargıcın yaptığı gibi 50 saniyede masaya vurabilirim. Ama ya 50 saniye için değil de 50 yıl sizi duymuyorlarsa ne yapardınız? Çok kızardınız. Bu uzun süreçte sanığın etrafındaki bir kişinin bile onun sesini dinlemesi bu kadar zor muydu? Bir kere bile sanığın çığlıklarını dinleselerdi nasıl olurdu? Sanığı bu hale getiren kişi kendisi değil sağır olan bizler olabiliriz...

I Hear Your Voice



Zihnini boşaltıp kalbini özgür bırak o zaman cennetin kapıları açılır. Tüm sorunların kaybolup gider.

The King 2 Hearts


Hatasız insan yoktur. Önemli olan bedelini nasıl ödediğin.

Secret Love


Park So Ha: Hala benden hoşlanmıyor musun?
Jang Hye Sung: Evet. Hoşlanmıyorum.( Hoşlanıyorum.)
Park So Ha: Gerçekten gitmemi mi istiyorsun?
Jang Hye Sung: Evet. Gitsen iyi olur. ( Yanımda kal demek istiyorum.)
Park So Ha: ( Dudakların bana yalan söylüyor olsa da gözlerin gerçeği söylüyordu. 11 yıldır duymak istediğim sözleri gözlerinle olsa da, söylesen de yanında kalıp koruyabilmem için o kelimeleri duymamış gibi davranmalıyım.) 

Dünyayı ve tüm ilişkileri huzurlu yapan gerçeklerden çok yalanlardır. Gerçekler yalanlardan daha rahatsız edici ve çoğu insan gerçeklerden kaçmak istiyor.

I Hear Your Voice





Bu berbat kişilikleriniz tamamen birbiri için yaratılmış.

Playful Kiss


Bugünlerde yapmam gerekenler var. Daha önce hiç yemediğim bir yemek yemek. Alışkanlıklarının dışında bir şey yapmayı dene. Hiç izlemediğin bir programı izlemeyi dene. Dünyaya farklı bir açıdan bakmayı dene. Daha önce hiç yürümediğin yollarda yürümeyi dene. Dünyaya farklı açılardan bakmayı denersen alışkanlıkların değişir. her gün bir alışkanlığın değişir.

Love Marriage



En yakınındaki kişiye verdiğin acı anıların, çok derin ve keskin izlerini, uzun bir zaman silemezsin. Bununla birlikte, bu silinemez hatıraların izleri, sonuç olarak sadece insanlar sayesinde iyileşebilir. 

Cain and Abel


Kang Ji Wook: Sence hasta olmasaydın bundan daha mutlu olabilir miydik?
Lee Yeon Jae: Hasta olmasaydım, kesin Lee Yeon Jae olarak yaşardım. Senin yanına yaklaşamazdım. Annemi evlendiremezdim. Tek başıma seyahate çıkmazdım. Tek hayalim mutlulukken her günümü korkuyla yaşayarak geçirirdim. Ama ben şu an çok mutluyum.

Scent of Woman



Sırtın dik yürü. Önceki hayatında kesin bir ülkeyi kurtarmışsın. Bu yüzden öyle bir adamdan kurtuldun. Derler ki; hurda bir arabadan indiğinde, karşıdan Mercedes Benz gelirmiş.

Personal Taste




Tek taraflı aşk klavuzu:
1) Yemeden içmeden tüm gün beni düşüneceksin
2) Eğer aramana cevap vermezsem yada mesaj yazmazsam kırılacak ve sinirleneceksin
3) Beni görebilme umuduyla evimin yada ofisimin kapısını aşındıracaksın
4) Beni görsen bile uzaklardan beni izleyeceksin aşkla
5) Benim ilkokul, ortaokul, lise fotoğrafımı hangisi olursa fark etmez bulup cüzdanında taşıyacaksın
6) Başka bir kadınla konuşursam kıskançlıktan deliye dönüp onun arabasına çarpacaksın
7) Ara sıra çat kapı evime gelip kalbimi hoplatacaksın

A Gentelman's Dignity



Sevgi öyle birşeydir ki haklı olsan dahi, sana gerçeği söylettirmez. Onu incitmektense yanlış anlaşılmayı yeğlersin.

49 days



Prenses severse bu bir peri masalı, cadı severse bu bir lanet olur.

Wild Romance



Zamanın sonu yoktur ve iz bırakmaz, bu sınırsız boşlukta işaret yoktur. Bu sonsuz zamanda, aynı zaman diliminde doğduk biz. Ve bu sınırsız boşlukta, seninle karşılaşabilmek ve ikimizin bir olması ne kadar inanılmaz bir kader. Ne harika bir mucize. Bunu hissettim. Ve sonuç olarak geçici bir süre kaybettiğim kalbimi tekrar buldum..

Lie to me





15 Aralık 2013 Pazar

The King 2 Hearts



Hafta içi üç sınava rağmen dizilerimi bitirince bi boşluğa düştüm. Ne yapayım ne izleyeyim derken 3 diziye başladım. İlk diziden bir bölüm izledim bu değil dedim sonra ikinci diziden bir bölüm izledim bu hiç değil dedim sonra the king 2 hearts a başladım bu olabilir dedim. Böyle diyerekten başlayıp ara ara çok severek ara ara sıkılarak öyle değişik bir psikolojide izledim.

Konuyu çok sevdim çok global bir konu. Bu tür sorunlar bir tek Kore nin değil tüm dünyanın sorunu. Bazı kişilerin çıkarları uğruna çıkarılan savaşlar, dönen oyunlar, bölünen ülkeler, bitirilen kardeşlikler. Konuya bu açıdan bakarsak gayet etkileyici hele bir de bunun içine aşk da ekleniyorsa oh yeme de yanında yat derim. Ama dizide bazı şeyler fazla abartılmış veya eksik kalmış o yüzden beklentilerimin biraz altındaydı ama olsun yine de güzel. Böyle bir konuyu işlemek bile cesaret gerektirir.
 
Aa iki saattir konu konu diyorum. Konuyu anlatmayı unutmuşum kınadım kendimi. Ayıp Tuğba! Evet efendim konuya gelecek olursak Kuzey ve Güney Kore arasında oynanan oyunlar, bu savaşı bitirmeye umutsuzca çırpınan bir kral ve bu savaştan doğan aşk. Benim öyle uzun uzun anlatamadığım da bir kez daha ortaya çıktı :D

Karakterlere gelecek olursak ilk olursak Lee Seung Gi yani Lee Jae Ha ile başlayalım


Sevimli tatlı ex eniştem benim. Ablam ilk gumiho ile başlamıştı kore dizilerine ve haliyle Lee Seung Gi ye aşık oldu sonra scent of woman ı izleyip Lee Dong Wook hayranı oldu sonra secret garden ı izleyip Hyun Bin hayranı olmuştu galiba. Artık kime hayran takiplemeyi bıraktım. Durum vahim :P Neyse konudan saptım Lee Jae Ha yine bildiğimiz Seung Gi. Artık ben bu çocuğu züppe şımarık modlarda görmekten bıktım yazık O oynamaktan sıkılmadı mı ki. Burada da yine kral olmamak için elinden gelen herşeyi yapan prens rolünde. Kendini beğenmiş, şımarık ama perdelerini indirince her zaman ki gibi romantik, sevimli, zeki... oluyor. Yapımcılarla yada yönetmenlerle filan anlaşalım artık Lee Min Ho olsun Lee Sung Gi olsun biz bunları böyle görmekten sıkıldık arada bi ikinci oğlan filan yapın yetti gali ya diyelim. Hem artık 2.oğlanlar meşhur bakınız heirs-Kim Woo Bin diyorum başka da birşey demiyorum.

Şimdi gelelim Ha Ji Won yani Kim Hyang Ah a.



Kim Hyang Ah da karşımıza Kuzey Koreli kadın subay olarak karşımıza çıkıyor. Artık bekarlıktan bıkmış ama bir yandan çok güçlü olduğu için tüm erkeklerin kaçtığı zavallı kızımız. Bana kalırsa mimiklerini filan iyi kullanmış ama kuzey aksanını yapamamış çok zorlama yapmış. Hatta arada sevimli kız ayağına yatmaya çalıştığı ses tonundan ve konuşmasında nefret ettim. O ne iticiliktir o ne iğrençliktir arkadaş uyuz uyuz konuşmayla sevimli olunmaz biri şu kıza öğretsin dedim. Ama hakkını yemeyelim iyi oynamış. Bunu demezsem eğer bunu okursa Ha Ji Won hayranı arkadaşım beni dövebilir :)

Diğer karakterleri bilmeseniz de olur izledikçe kendiniz öğrenin artık. Ben gibi çok sıkıldığınız, dizi bulamadığınız bir dönem olursa izleyin derim :D

9 Aralık 2013 Pazartesi

Açelya Çiçekleri

Beni görmekten bıkıp da
Gideceğiniz zaman
Hiç bir şey söylemeden sizi göndereceğim.
Yongbyong daki Yag dağından
Açelya çiçeklerini
Usul usul giderken
Yolunuza serdiğim o çiçeklere
Yavaşça basıp gidiniz.
Beni görmekten bıkıp da
Gideceğiniz zaman
Ölsem de gözyaşı dökmeyeceğim


  Kim So Vol
  Çeviri : Hatice Köroğlu


Kore dizilerinden sıkılıp da başladığım dizileri beğenmeyip yarıda bıraktığım bir dönemde imdadıma Greatest Love yetişti. Yemekten sonra içilen çay gibi Türk kahvesi gibi iyi gelmişti bana. Dokgo Jin o güzel oyunculuğuyla ve na Dokgo Jin tiplemesiyle gönlümde büyük bir yer etti. Bu muhteşem şiirle de o dizi sayesinde tanıştım. Dokgo Jin sevdiceğine sürekli bu şiiri okuyordu ve kıza duyduğu aşkı zehirli patates çiçeğine benzetiyordu ama yine de vazgeçemiyordu kızdan. O kadar güzel bir şekilde anlatılmıştı ki Dokgo Jin in sevgisi sizi içine çekiyordu. Ara ara durup durup aklıma gelir bu şiir açar okurum bugünde burada paylaşmak geldi içimden.

Dipnot: facebook da kendi profilimde, grubumda, twitter da paylaşınca geriye başka yer kalmadı :P bir daha ki sefere weibo da paylaşırım artık :D

7 Aralık 2013 Cumartesi

BELİRSİZLİK...

Belirsizlik

Tae Yang yüzünde gamzelerini ortaya çıkaran bir tebessümle arkadaşlarını izliyordu. Rangerdan yükselen çığlıklar ve lunaparkın o kendine özgü müzikleri kulaklarını rahatsız ediyordu ama o bu durumdan şikayetçi değildi. Kendisi bu tür şeylere binmese bile arkadaşlarının mutluluğu onu da mutlu ediyordu. Bakmaktan sıkılınca gözlerini diğer oyuncuklarda gezdirdi. Aksiyonsuz olan atlı karınca, dönme dolap, çarpışan arabaları görünce gözlerinin içi de gülmeye başladı. İlerde bir gün ama mutlaka bir gün Kyu Bin ile bu oyuncaklara bineceğim dedi kendi kendine. Sonra da Kyu Bin ile lunapark hayallerine başlayıp hayatına reklam arası verdi. 

Atlı karıncada aynı filmlerdeki gibi birbirlerine gülümseyip elele tutuştuklarını, dönme dolapta gecenin karanlığında git gide küçülen insanları onun omzunda izlediğini ve Kyu Bin in o muhteşem gülümsemesi ile eriyip gittiğini hayal etti Tae Yang. Hayal etmeye devam ettikçe de bir o hayalden bir o hayale atlamaya başladı düşünceleri ve reklam arası uzamaya başladı. 

Min Ah, Tae Yang a indiklerinden beri sesleniyordu ama Tae Yang onları duymuyordu. Min Ah " Yine reklam arasına girmiş bizim kız. Ah şu Kyu Bin ah" dedi Shin Hye ye. Shin Hye de gözlerini devirerek onayladı Min Ah ı. 

Shin Hye omzundan vurarak hayal dünyasından çıkardı Tae Yang ı. 

"Hadi bizim hayalci kızımız gitme vakti" dedi.

"Oldu o zaman sizi adrenalin manyağı arkadaşlarım" dedi Tae Yang da. 

Üç kız kakari kikiri modunda lunaparktan çıkmaya başladılar. Onlara doğru gelen felaketi biliyor olsalar belki daha az gülerlerdi yada gözlerini kapatarak geçerlerdi. Ama artık çok geçti olan olmuştu. Uzaktan kızların kahkahalarını duyan Kyu Bin, kızların yanına gitti. 

"Ooo yine çok eğleniyorsunuz muhteşem üçlü" dedi Kyu Bin.

Arkadaşları ile gülerken bir anda karşısına çıkan muhteşem gülümsemeli Kyu Bin i gören Tae Yang kalp krizi geçirecekti az kalsın. Mutluluktan gözlerinin ışığı parlamaya başlamıştı ki Kyu Bin in elinin bir kızın elinde olduğunu görünce gözlerinin ışığı söndü ve bakışları ellerinde takılı kaldı.

Kyu Bin bakışlarının takılı kaldığını fark edince " Tanıştırayım sevgilim Song Hye Kyo" diyerek durumu izah etti.

Gözleri dolmaya başlayan Tae Yang güçlü durmaya çalışarak gülümsedi ve "Hayırlı olsun. Biz de tam gidiyorduk. Hadi size iyi eğlenceler" dedi.

Diğer kızlarda iyi dileklerini iletti ve şaşkınlık içinde lunaparktan uzaklaştılar. Yolda hiç biri birşey diyemedi Tae Yang a. Ne üzülme diyebildiler ne de sen daha iyilerine layıksın diyebildiler. Sadece kendini toplaması için zaman verdiler Tae Yang a.

Tae Yang odasına kendini kapattı ve bir süre boş boş etrafa bakındı sadece. Olaylar aklına gelmeye başladıkça birkaç gözyaşı akmaya başladı gözlerinden. Benim sevgilim dediği sahneyi tekrar tekrar hatırlayınca birkaç damla ile başlayan gözyaşları sel olmaya başladı.

Sonra bir anda gülmeye başladı Tae Yang. Delirmişcesine kahkahalarla gülmeye başladı. Kahkahalarla gülmeyi de bırakınca sessizce düşünmeye başladı. Nasıl aşık olduğunu düşündü.


İlk başlarda Kyu Bin i uzaktan izleme ile başlamıştı ve içinde büyük bir onu tanıma isteği oluşmuştu. Onunla konuşup arkadaş olmak istiyordu ama ne zaman Kyu Bin i görse o şen şakrak kız gidip sert bir kız oluveriyordu. Konuşma fırsatı bulduğu zamanlarda da ne diyeceğini bilemeden saçmalıyordu. 

Kyu Bin e  bir adım bile yaklaşamaması takıntı haline getirmişti Kyu Bini. Artık sınıfta sokakta kantinde her yerde onu arıyordu gözleri. Onu izlerken gözleri buluşunca da gözlerini çeviriyordu her seferinde. Böyle olaylar devam ettikçe takıntı olan Kyu Bin, o çok nefret ettiği platonik aşk oldu Tae Yang için. 

Bu platoniklik işi hem mutlu ediyordu Tae Yang ı hem de üzüyordu. İplerin kendi elinde olması mutlu ediyordu Tae Yang ı ama aynı zamanda bu belirsizlik öldürüyordu genç kızı. Sevip sevmediğini bile bilmediği birine bu kadar bağlanmak sinir bozucuydu. Her gün beni seviyor mu, benim ondan hoşlandığımın farkında mı gibi düşüncelerle uykuları zehir oluyordu. Bu düşünceler onu rahatsız ettikçe daha da kötü davranıyordu Kyu Bin e ve sonra pişman oluyordu bundan. 

Böyle bir kısır döngü içinde günleri geçmişti genç kızın. Ama şimdi bu kısır döngü kırılmıştı. İyi yada kötü bir şekilde bu hortum gibi döngüden kurtulmuştu genç kız. Artık her gece yatarken farkında mı değil mi diye düşünmesine gerek yoktu. Onu görünce belli etmemek için çabalamasına gerek yoktu. Artık özgürdü!! Kalbini zincirleyen bu platonik aşktan kurtulmuştu. Odası daha güzel göründü kendine. Sonra ayağa kalktı ve aynada kendine baktı. Gözleri şiş Tae Yang bile daha güzel göründü kendine. Camı açıp derin bir nefes aldı gülerek ve kendi kendine" hayat güzel" diye mırıldandı Tae Yang.